10 Kasım 2012 Cumartesi

İyi mi kötü mü olduğunu anlayamadığım şey: İnternet.


Merhaba hayat, merhaba internet.

Hayatımız için -ya da kendi hayatım için- iyi mi yoksa kötü mü olduğunu anlayamadığım, bu konuyu her düşündüğümde iyi tezimi kötü etkileriyle çürüttüğüm, kötü tezimi iyi yanlarıyla yok ettiğim sevgili internet ile ilgili bir şeyler karalayacak bu kalem bu yazısında.

İlk kez bilgisayar kullanmaya başladığımda 6. sınıftaydım sanırım. Üç çocuklu bir ailenin en büyük çocuğuyum ve bu yüzden bilgisayarı olan bir abla ya da ağabeye sahip değildim. Benden bir yaş küçük erkek kardeşim, o zamanlar babamın iş yerine gide gele bilgisayara çok uzak olan benden daha yakındı. "Nasıl açıyoruz bu bilgisayarı, nereye basacağım, nereye tıklayacağım, şimdi ne yapayım?" gibi saçma sapan bir sürü soru sormuştum. Yani tamam, bilgisayarı görüyorduk ediyorduk da hiç kullanmamıştım daha önce. Bir de insanın önemli şeyleri kullanırken bozmaktan korkması durumu da oluyor. O zamanlar dalga geçiyordu benimle böyle basit şeyleri bile bilmediğim için, şimdi ben onunla dalga geçiyorum bilgisayar hakkında benim bildiklerimin %20sini bile bilemediği için.

Yahu kız çocuğuyum, bilgisayar oyunlarına falan heves etmiyordum o zamanlar -gerçi online birkaç oyun dışında sims bile oynamamış bir insanım, yani hiç etmedim de diyebiliriz-, yani bilgisayar benim için pek de anlam ifade etmiyordu. Sadece küçüklüğümden beri babamın iş yerinde oynadığımız bir oyun vardı onu oynardım hep. Onu da büyükler açardı, ben sadece tuşları kullanır oynardım.

İşte ben 6. sınıfta olduğum zamanlar eve bilgisayar alındı ve babam o sıralarda bilgisayar kursuna başladı. Her akşam gelip kursta öğrendiklerini kardeşimle bana öğretirdi ki çok iyi bir şey yapmış, bu konuda ona minnettarım. Böylece temel bilgisayar bilgilerini öğrenmiş oldum.

Başlarda çok zaman geçirmiyordum bilgisayar başında. Yapacak bir şeyler bulamıyordum belki de, bilemiyorum. Sonra yavaş yavaş daha çok vakit geçirmeye başladım. Msn diye bir gerçek vardı bir kere. Çok güzel bir şeydi, bütün arkadaşlarımla çok güzek sohbet ediyorduk. Toplu konuşmalar falan da olunca çok çok zevkli oluyordu. En büyük sorunım msn'di bence çünkü vaktimin çocuğunu msn başında harcıyordum. Ona rağmen iyi bir lise kazanmıştım. 8. sınıfta ne kadar süre bilgisayar başında kalıyordum hiç hatırlamıyorum ama az değildi bence.

Sonra liseye geçtim. Gün geçtikçe daha çok bilgisayar aşığı oluyordum, daha çok şey öğreniyordum. Daha çok şey bilince daha çok uğraşıyordum. 9. sınıfta bir arkadaşım sayesinde Kore dizileri izlemeye başladım, bu da bilgisayar tutkumun daha çok artmasına neden oldu. Dizi izlerken vaktinizin çoğunu harcadığınız yetmiyormuş gibi oyuncuları merak edip araştırıyordunuz, müziklerini dinliyordunuz. Bir zaman sonra online izlemek/dinlemek yetmemişti tabi, indirme olaylarını öğrenmiştim. Böyle böyle biligsayarla daha çok haşır neşir oldum.

Zaman geçtikçe iyice netizen oldum. Forumlar en büyük tutkum(du) resmen. Bir forumu sevdiğim zaman sürekli orada takılmak isterim, oradaki insanları da sevdiysem hele iyice bağımlısı olurum. Şu an ara sıra baktığım birkaç tanesi dışında pek alakam yok forumlarla. Yani bu konuda bayağı duruldum diyebilirim. Hayatımın bir döneminde ciddi anlamda forumlarla kafayı bozmuş durumdaydım ama. Çok şükür şu an öyle değilim. Forumların şöyle çok güzel bir yanı var ki ortak ilgi alanınız olan bir sürü insan tanıyorsunuz, günlük hayatta kimseyle edemediğiniz sohbetleri onlarla edip eğlenebiliyorsunuz çünkü duygularınızı, düşüncelerinizi  etrafınızdaki çoğu kişiden daha çok anlıyorlar. İnternet sayesinde çok çok güzel insanlarla tanıştım cidden.

Zaman geçtikçe daha da internet kurdu oldum. Birkaç forumda  yöneticilik yaptım. Hal böyle olunca adminlik işlerini falan da öğrendim tabi. İnternet hakkında ne kadar çok bilgi, bilgisayar başında harcanılan o kadar zaman demektir. O yüzden şu an hiçbir sitede yöneticilik falan yapmadığım için mutluyum. Zaten internet sitelerinde yöneticilik çekilir dert değil çünkü bütün dizilerdekinden daha çok entrikaya ve bütün siyasi partilerdekinden daha çok çekişmeye şahit oluyorsunuz.
Bir de sosyal paylaşım siteleri var tabii ki. İnternet kurdu bu kız onlardan eksik kalır mı hiç? Facebook hayatımıza bir girdi pir girdi. Başlarda çok uğraşırdım onunla da ama şimdi sadece canım sıkılınca baktığım, ara sıra arkadaşlarımla konuştuğum bir yer benim için. Onun aksine twitter şu sıralar bağımlı olduğum tek sosyal paylaşım ağı diyebilirim. Telefondan da bağlanabilince elimin altında her an baktığım bir şey oluverdi.

Onun dışında tumblr diye bir şey var ki gerçekten çok güzel bir yer ama uzun zamandır hesabım olmasına rağmen çok çok bağımlısı değilim. Normal standartlarda bir tumblr kullanıcısıyım o kadar. Bazı arkadaşlarım var, hiç abartmıyorum günlerinin %70'ini tumblr başında geçiriyorlar.  Daha nice ask.fm, formspring, adını bile unuttuğum yerlerde hesaplarım var. Ne gerek var bunca şeye ama dayanamayıp alıyoruz. Bir de photoshop olayı var ki bilen insan gerçekten başından kalkamıyor.

Youtube! Bu site hem çok mükemmel hem de tam bir zaman öldürücü. Youtube'a bir girdiğimde saatlerce çıkamıyorum. Tamam çok eğleniyorum, çok güzel videolar izleyip çok güzel müzikler dinliyorum ama çok oyalayıcı. Bıraksanız hiç durmadan haftalarca youtube'da takılabilirim. O derece. Böyle olan tek kişi değilim, çoğu insan böyle ama artık cidden youtube'da da fazla vakit geçirmiyorum çok şükür.

Başka başkaaa? Ha bir de rpg yani rol oyunu olayım var ki kendisi hayattaki en güzel şeylerden olur. Bir sürü karakteri olan hatta resmen bir karakter ordusu olan bir rol oyuncusuyum ve doğal olarak o kadar karaktere o kadar rp yazmak da ciddi anlamda vakit gerektiriyor. Vaktim olduğu zamanlarda gerçekten hiç üşenmeden hepsine uzun uzun rpler yazabilirim.

Şimdi bir de blogger var. Bakmayın siz yeni yeni blog yazmaya başladığıma, uzun zamandır takip ettiğim bir sürü blog var ve yazılarları büyük bir keyifle okuyorum. Blog olayı gerçekten çok güzel bir şey çünkü insanların dünyalarını daha çok görebiliyor, onları daha iyi anlıyorsunuz. Yazmak ise başkalarına söylenemediğiniz şeyleri bir sürü insanla paylaşmanızı sağlıyor.

Bütün bu yazdıklarımda internetin daha çok vakit öldüren kısımlarından bahsettim. Evet, gerçekten vaktimizi çok öldürüyor, boşuna harcayıp götürüveriyor. Hiç mi yararlı bir şey yapmıyoruz o vakitlerde? Evet yapıyoruz belki ama 1 saatte yapılacak işi  5 saatte yapıyoruz, geri kalan 4 saatimiz ciddi anlamda boşa harcanıyor. Belki de aile bireylerimizden, arkadaşlarımızdan çok bilgisayarlarımızı, masaüstlerimizi görüyoruz ve bu da aile bireylerimizden uzaklaşmamıza ya da daha çok yakınlaşmamamıza neden oluyor. Toplumsal yapı gittikçe bozuluyor çünkü insanların derdi artık ne kadar arkadaşının olduğu değil ne kadar takipçisinin olduğu. İnsanlar artık sözlerini kaç kişinin dinlediğiyle değil, tweetlerinin kaç retweet aldığıyle ilgileniyor. Hal böyle olunca da insan ailesinden, çevresinden ve hatta kendinden bile uzaklaşabiliyor.


Bütün bunların yanında internet aslında iyi bir şey de. Bir tık sizi çok uzak diyarlara götürebiliyor. Bilmediğiniz şeyler öğreniyor, çok eğlenceli şeyler buluyor, çok güzel insanlarla tanışıyorsunuz. Hayatın bütün kötü yanlarından belki de bir tıkla çok çok uzaklara gidiyorsunuz. Kafanız dinleniyor, siz dinleniyorsunuz ve en önemlisi de eğleniyorsunuz. İşlerinizi çok çok daha kısa sürede yapabiliyorsunuz -1 dakikalık işi 1 saatte yapmadığınız sürece- ki vakit demek nakit demektir. Daha az emekle daha güzel işler çıkarabiliyorsunuz. Çok uzaktaki sevdiklerinizle görüşebiliyorsunuz hem de yanıbaşınızdalarmış gibi. Neyin nerede nasıl olduğunu öğrenip çağa ayak uydurabiliyorsunuz. Haberleri, hava durumunu, son gelişmeleri her şeyi anında öğrenebiliyorsunuz ve bu da yaşam kalitenizi ciddi anlamda artırıyor.

Artık gerçekten çok çok büyük bir gelişme göstererek internet kullanımını en aza indirdim. Bu yazı bile kaç gündür az az yazarak bu boyuta ulaştı. Yazının başında da dediğim gibi; iyi mi yoksa kötü mü olduğunu anlayamadığım bir şey bu internet. İkisini de bünyesinde barındırıyor ve biz onu nasıl kullanırsak öyle şekilleniyor. Umarım hepimiz interneti en güzel şekilde kullanıp kendimiz için en faydalı hale getirebiliriz.

9 Kasım 2012 Cuma

Sormak ve Söylemek İstedikleriniz İçin

Bu başlık altında bana sormak istediklerinizi sorabilir, düşüncelerinizi beyan edebilirsiniz. :)

24 Ekim 2012 Çarşamba

Rengimizi belli edelim~! / MAMA 2012


Bana göre Kpop'ın en güzel organizasyonu olan Mnet Asian Music Awards yani MAMA yaklaşıyor! Hepiniz MAMA'nın Kpop camiası için ne kadar önemli olduğunu biliyorsunuzdur. Bir çok ödül gecesi düzenleniyor ama hiçbiri bir MAMA değil. Idollerin, şirketlerin de bu gece için ne kadar muhteşem performanslar hazırladıklarını biliyoruz. Onlar için de MAMA çok çok çok önemli bir organizasyon. (Zaten asıl onlar için önemli de bakmayın işte, cümle öyle geldi.) Peki bu özel ve güzel gece için benim oylarım kimlere gidiyor? 

Rengimizi belli edelim bakalım:

En İyi Yeni Bayan Artist: Ailee

Ailee'yi tek geçerim! O ses, o söyleyiş, o profesyonellik... Bakmayın yeni dediklerine, değme artistlere taş çıkarır Ailee!

En İyi Yeni Erkek Artist:  Exo-K - B.A.P

Öncelikle iki grupla da alakam yok. SM'nin aylar boyunca %90'ı Kai'nin olmak üzere yayınladığı onlarca teaserdan sonra EXO'ya sinir bile oldum aslında ama yiğidi öldür hakkını yeme mi denir ne denir bilemiyorum pek bir tutuldular sanki? Etrafımda öyle EXO'cu yok ama yabancılara baktığımda EXO diye ölenlerin sayısının bir hayli fazla olduğunu görüyorum, EXO deme nedenim bu. B.A.P'ye gelirsek, onunla da
Bang Yong Guk'un Yoseob'la düet yaptığı ve benim de bayıla bayıla dinlediğim I Remember şarkısından başka alakam yok. Hatta o çocuğun B.A.P'den olduğunu bile yeni öğrendim o kadar alakasızım yani. Ama itiraf ediyorum onun B.A.P'de olduğunu bilseydim çok önceden B.A.P dinlemeye başlardım. Şu andan itibaren de dinlemeye başlıyorum. :) Nerede kalmıştık? Hah neden B.A.P diyorduk. Çünkü seveni çok, dinleyeni çok, her yerde çokça görüyorum onları. Bu da demektir ki çok tutulmuş. Çok da başarılılar diyor herkes. O yüzden B.A.P diyorum.

En İyi Bayan Sanatçı: Baek Ji Young

Gain ve BoA karizması, G.NA ve IU sesi diye şeyler var! Ve en çok zorlandığım kategori bu sanırım. Şu an bile seçeneğimi değiştirip duruyorum. İlk önce IU bile yazdım üste ama sonra IU çok ödül aldı, Baek Ji Young da hak ediyor hani diyerek onu seçtim. Tamamen duygusal bir yaklaşım yani. Bana kalsa hepsine verilmeli bu ödül ama birini seçmek zorundaydım.

En İyi Erkek Sanatçı: 

Gönlümden geçen: JYP
Olması gereken: G-Dragon
 Ödülü hak ediyor dediğim: K.will
Biraz sönük kaldı ama: Se7en
Hak eden: PSY

Böyle aday listesi mi olur arkadaş? Nasıl uğraşsak da böyle birbirinden mükemmel adaylar koysak da millet de kararsız kalsa diye mi uğraştınız, nedir? Açıklamaları yukarda yaptım. Böyle de kararsızım ama JYP Nation aşığı biri olarak JYP'nin bu  MAMA'da bir ödül almasını çok istiyorum. 2PM de yok bu yıl zaten, alsın JYP babacık. Bu dalda almasa da diğer dallarda ödül alsın, çok istiyorum. GD'nin yeri çok ayrıdır bende. Bana göre de tüm zamanların en iyi erkek idolü kendisi, olması gereken de ödülü onun alması K.wil'e bayılırım. Her şarkısı mükemmel, çok içli söylüyor. Hele son şarkısına da klibine bayıldım. K.will de alsın bu ödülü. Se7en'ı çok severim. O da alsın diyeceğim de bu yıl diğerlerinin yanında birazcık sönük kaldı. PSY! Adamım! Her ne kadar çoğu kişi adını -koreseverler de dahil- Gangnam Style sayesinde duysa da PSY candır. Adam youtube'da 531 milyon izlenmiş. Şimdi insan PSY almasın da kim alsın bu ödülü diyor değil mi ama? Bu da böyle kararsız bir açıklama kısmı oldu ama dedim ya. Çok çok kararsızım. Kim alırsa üzülmem, JYP alırsa ayrı bir sevinirim.

En İyi Bayan Grup: 2ne1

Bu zaten benim her zaman söylediğim bir şey. Kpop'ın en iyi kız grubu 2ne1! Miss A'den sonra en çok T-ara'yı seviyor olabilirim. Hyorin aşığı biri olarak Sistar'ı da seviyor olabilirim ama bu, 2ne1'ın en iyi kız grubu olduğu gerçeğini değiştirmez. Zaten 2ne1'ı da çok seviyorum.

En İyi Erkek Grup: Beast

2ne1 yazdıklarım Big Bang için de geçerli. Kendileri en iyi Kpop grubu olurlar. Ama En İyi Global Erkek Grubu kategorisinde Big Bang'i seçeceğim için ve Beast'in de ödül almasını istediğim için bu kategoride Beast'i seçiyorum. Çünkü gerçekten çok başarılılar ve bu başarının ödüllendirilmesi gerek.

Dünya Çapında En İyi Bayan Grup: Wonder Girls

Valla buna yanlı cevap falan diyebilirsiniz. Biraz öyle biraz değil. Wonder Girls'ü seçiyorum. Canlarım onlar benim. (JYP Nation rulez)

Dünya Çapında En İyi Erkek Grup: Big Bang

Kendileri Kpop'ın en iyi grubu olurlar.

En İyi Düet Performansı: Troublemaker / JYP&Gain

Geldi yine en zor kategorierden biri. Troublemaker'ın mükemmel olduğunu düşünüyorum. JYP ve Lady Gain de mükemmeller. Yine kararsız kaldım iyi mi? İkisi de alabilir, ikisi de kabulümdür.

En İyi OST: Lee Jonghyun

Pek adil bir seçim olmayacak çünkü Huh Gak ve Lee Jonghyun'un şarkılarını biliyorum sadece. Diğerlerini dinlemedim bile ama şöyle bir durum var. OST dediğin diziyle iç içedir. Bir diziyi izlemeden o OST sizi pek etkilemez ama A Gentleman's Dignity izlemeden Lee Jonghyun'un şarkısı ben etkiledi. O yüzden onu seçiyorum.

En İyi Müzik Videosu: PSY - Gangnam Style

Açıklama yapmaya gerek var mı?

En İyi Rap Performansı: Epih High

Epik High varken başkasına oy vermem münkün mü?

En İyi Grup Performansı: FT Island

İlk göz ağrılarım, canlarım, bir tanelerim. Yerleri çok başkadır bende.

En İyi Dans Performansı - Solo: JYP

En İyi Dans Performansı - Erkek Grup : MBLAQ

En İyi Dans Performansı - Bayan Grup: Miss A

Taraflıyım, ne yapabilirim. En sevdiğim kız grubunu seçeceğim tabi! =)

En İyi Vokal Performansı - Solo: K.will

En İyi Vokal Performansı - Grup: 2am

Yılın Şarkısı: PSY - Gangnam Style

Yılın Sanatçısı: PSY

16 Ekim 2012 Salı

Ödül aldı bu blog. :)


Öncelikle hepinize merhabalar~!

Uzun zamandır bloga bir şeyler yazmıyordum, daha doğrusu yazamıyordum. Biraz kişisel meseleler, biraz da üşengeçlik yazamamamda en büyük etken aslında. Yazmak istediğim çok şey var ama çoğu fazla uğraş ve zaman gerektiren şeyler. Fazla boş vaktim olmuyor ve ben de yazmak istediklerimi alelacele yazmak istemiyorum açıkcası. Yazmışken güzel, kaydadeğer bir şeyler çıksın ortaya istiyorum ve bu yüzden yazılarımın arasından baya zaman geçiyor. Giriş kısmı ve birkaç açıklamadan sonra asıl meseleye geçmek istiyorum. ^^

Bu blog ödül aldı!

Kimden mi?

Daha önce hiçbir tanışıklığım olmamasına rağmen gerek güzel yorumlarıyla, gerek iyi düşünceleriyle, gerekse blog alemine katıldığımdan beri benden esirgemediği yardımlarıyla beni bu alemde yalnız bırakmayan, her zaman destek olan ve artık "chingum" diyebileceğim sevgili hoi--hoi den. :) Kendisine her şey için çok çok teşekkür ediyor, beni bu güzel ödüllere layık gördüğü için de ayrıca teşekkürlerimi sunuyorum. ^^












Peki ben bu ödülü kimlere veriyorum? Her ne kadar almış olsa da benden de bir kez daha almasını istediğim sevgili hoi--hoi  ve yazılarını büyük bir zevkle okuduğum astrea'nın atlası ödüllerimi kabul ederlerse çok mutlu olurum.

Daha nice ödüllerde (hemen havaya girdim) görüşmek üzere~! :)

24 Eylül 2012 Pazartesi

Islak kahverengi gözlü çocuk.


Topu topu iki kez gördüğüm; ama ismini sürekli duyduğum biri...

Aslında iki kez gördüğümden tam emin değilim. Biri yıllar önceydi, üç ya da beş yıl önce olması lazım, tam hatırlamıyorum. Aslında gördüğümden de emin değilim. Hafızamın çok derinlerinde kalmış puslu bir anı sanki. Çok önemsiz bir şey olduğu için üzerinde bir daha düşünülmemiş bir şey. Yani ben öyle tahmin ediyorum. Dediğim gibi, hayal gücümün bir ürünü değilse, gerçekten gördüysem ya da yanlış hatırlamıyorsam üç ya da beş yıl önce görmüştüm onu.

O zamanlar sadece bir kere mi gördüm yoksa birkaç gün sürekli karşılaştık mı emin değilim. Çünkü sürekli karşılaşabileceğimiz bir yerdeydik. Bahçeye çıkarken, markete giderken, penceren baktığımda bile görebileceğim bir durumdaydık. Ama bütün bunlara rağmen aklımda kalan tek bir sahne var. Bir fotoğraf karesi gibi bir anı. Çimenlerin üzerinde oturuyorum. Yanımda birkaç kişi daha var. O da orada. Sol tarafımda, en fazla iki metre ötemde ayakta duruyor yanıda bir ya da iki arkadaşıyla. Siyah bir kapri ve yine siyah bir tişört giymiş. Siyah saçları biraz uzun, çenesine gelmiyor belki ama uzun yine de. Kahkülleri alnını kapatmış. Elleri ceplerinde miydi değil miydi tam hatırlamıyorum ama o anı  hayal ettiğimde sürekli ellerini ceplerinde buluyorum. Yanımdakilerle bir şeyler konuşuyor. O zaman tanışmış mıydık bilmiyorum. Tanışmadığımızı varsayıyorum çünkü hiçbir şeyinden emin olamadığım bir anı parçasında tanışmış olsaydık onu bari hatırlayacağımı düşünüyorum.

O beni tanımıyor ama ben onu tanıyorum. Tanıyorum dediysem, ismini sürekli duyuyorum yani. O zamanlar pek dikkatimi çekmemiş olsa gerek, çekseydi anının bu kadar puslu kalmasına izin vermezdim bence. Sadece çok iyi göründüğünü hatırlıyorum. İyi görünüşlü ama dikkatimi pek çekmeyen biri...

Sonra, çok zaman sonra, ben yine aynı yerdeyim ama bu sefer o yok. Zaten öyle biri olduğunu bile unutmuşum. Orada olsam bile aklıma gelmiyor, niye gelsin ki? Ama ismini duysam hatırlarım. Dedim ya; adını sürekli duyduğum biri. Sonra bir gün geliyor ve ismi duyuyorum yine.

Tekrar karşılaşıyoruz. Kapıdan girmeden önce aklıma sadece iyi görünüşlü olduğu geliyor ama yine de emin olamıyorum. Acaba cidden görmüş müydüm yoksa hayal gücüm öyle mi düşünüyor diye kararsız kalıyorum. Kapıdan girdiğimde arkası dönük ama yavaşça yüzünü dönüyor. Yüzünü görünce anlıyorum hayal gücümün bir oyununa maruz kalmadığımı ya da öyle düşünüyorum. Çünkü yine o güzel surat ama bu sefer saçları daha kısa. En azından iyi görünüşlü olduğunu unutmamışım diyorum.

Daha ilk karşılaşmamız olmasına rağmen öyle güzel, öyle sıcacık karşılıyor ki beni içim ısınıyor resmen. Hayal meyal hatırladığım, o yıllar önceki karşılaşmayı saymıyorum çünkü onun bunu hatırlamadığından eminim. Ben utana sıkıla elimi uzatıp geçmiş olsun derken o gülümseyerek teşekkür ediyor. Öyle güzel gülüyor ki yeni tanıştığı birine verilebilecek en güzel "ilk izlenim"i veriyor.

Kötü bir zamanda karşılaştık aslında. Yaralıydı. O an iyiydi -ya da öyle görünüyordu- ama birkaç gün önce önemli bir olay atlatmıştı. Ona rağmen öyle neşeli, öyle iyiydi ki inanamazdınız. Hele şükür, tam anlamıyla ucuz atlatmıştı; ama yine de etrafındaki herkesi çok korkutmuştu.

Ben utana sıkıla oturup, arada etraftakilerle konuşurken -ki neredeyse hiçbirini tanımıyorum- o neşeli davranıyor. Bu iyi bir şey çünkü sanırım en sevdiğim özelliği bu. Sevecen, neşeli, eğlenceli olması yani. Bir ara herkesin karşıt bir fikri savunduğu bir anda benim tarafımda oluyor. Öyle mutlu oluyorum ki anlatamam. Buna bu kadar sevindiğimi de sonradan anlıyorum çünkü orada öyle bir kaskatı kesilmişim ki sevinsem de üzülsem de hissedemiyorum.

Sonra gitme vakti geliyor. Tıpkı geldiğimizdeki gibi gülümseyerek uğurluyor bizi. "Tekrar geçmiş olsun." diyorum ve o yine çok teşekkür ediyor.

Sonraki birkaç gün hiç aklımdan çıkmıyor. Aşık olduğumu falan düşünmeyin öyle bir şey değil; ama garip bir sevgi besliyorum ona. Hani bir insanı görürsünüz ve birden kanınız kaynar ya, birden çok seversiniz, aynen öyle bir şey işte. Keşke diyorum daha önce karşılaşsaydık, daha önce tanışsaydık. Keşke kısacık bir an görmek yerine, aynı ortamlarda bulunup arkadaş olabilseydik. Kim bilir, belki ilerde tekrar karşılaşırız ve bu sefer arkadaş olabiliriz.

Çok garip değil mi? Öylesine karşılaştığınız biri hakkınızda böyle şeyler düşünüp, böyle bir yazı yazabiliyor. Böyle bir şeyi asla tahmin etmezsiniz.

Böyle düşündüğümü bilse ve bu yazıyı okusa ne düşünür acaba?

23 Eylül 2012 Pazar

Mim: Sevindirik yapan sorular~!


Oldum olası soru cevaplamayı sevmişimdir. Niye bilmiyorum ama hoşuma giden soruları cevaplamak hep ayrı bir zevkli gelir bana. Bu yüzden sevgili hoi-hoi nin blogunda gördüğüm mim'i kendime zorla paslatmak suretiyle atlayıverdim. Sağolsun o da beni kırmayıp mimipasladı. E o zaman soruları cevaplamaya başlayayım. 

Günün nasıl geçti?

Günüm  My Princess izleyerek geçti. Sabahtan beri onu izliyorum. Aslında ders çalışmam gerekiyor ama dün geç uyuyup, sabah erken kalkmanın verdiği kırgınlık hissi ve hasta olmanın başlangıç evresindeki o yorgunluk, bitkinlik  ve benzeri duygular buna engel oluyor. Boğazım ağrıyacak ve vücudum buna kendini hazırlıyor sanırım.

İsim vermeden bahset...

Çok tanımak isteyip de tanıyamadığım biri. Aslında buraya uzun uzun yazıyordum ama baktım bir cevap için çok uzun oluyor, ayrı bir yazı yazmaya karar verdim onun için.

Neden hep cam kenarı? 

Eskiden özellikle otobüslerde hep cam kenarı olsun isterdim. Nedenini bilmiyorum ama sanırım diğer türlü kendimi insanların daha bir arasında hissettiğim içindi. Cam kenarı demek bir tarafının da olsa başka bir dünyaya açılması demekti. Başını çevirdiğin an bulunduğun ortamdan uzaklaşmanı sağlayan, sana yeni bir çıkış kapısı sunan bir şey. Basit bir cam parçası değil seni başka yerde hissettirecek, hayal dünyana açılan bir pencere. Cam kenarı demek hayal kurmak demektir, düşünmek, kurgulamak, sorgulamak, olmasını istediğin senaryoları daha rahat yazabilmek. İnsan başını bir yere yaslayınca daha çok hayal kurar,  kendisiyle baş başa kaldığını daha çok hisseder böylece. İşte bu yüzden başını yastığa koyduğunda kurar en çok hayallerini. Başını yastığa koyduğunda artık tamamen kendisiyledir. Etrafı saran tek şey gerçekliği örten karanlık ve en güzel melodiden daha güzel olan sessizliktir. İnsan cam kenarında başını o soğuk, sert cama dayadığında, sıcacık yatağında hissediyordur belki kendini. Sıcacık yatağındaki yumuşacık yastığında kurduğu gibi kuruyordur hayallerini. Belki de o yüzden hep cam kenarı istiyordur. 

Eskiden koridor tarafında oturmayı sevmezdim ama bu yıl iki kez koridor tarafında yolculuk yaptım. İlkinde cam kenarına geçmek istedim çünkü bilet numarama göre oraya oturmam gerekiyordu ama orta yaşlı bir bayan yerime oturmuş bulununca koridor kenarına razı olmak zorunda kaldım. Kadının ara sıra neredeyse kucağımda uyuduğu anları saymazsak -gece yolculuğuydu- iyi bir yolculuk geçirmiştim. Koridor kenarı o kadar da kötü değildi. Ben her koşulda, ne kadar kalabalık olursa olsun her yerde hayal kurabilen bir insanım, bu yüzden koridor kenarında da gayet güzel kaldım kendimle baş başa. Çok da güzel hayaller kurdum, belki hiç gerçekleşmeyecek, belki bir gün gerçek olunca beni çok mutlu edecek hayaller. Sonra ikinci kez koridor kenarında yolculuk yaptığım zamanda ise bu sefer otobüse binerken, koltuğumun koridor kenarında olmasını dilerken buldum kendimi. Koridor kenarını bayağı sevmişim anlaşılan. Ama yine de otomobil ve uçaklarda favorim yine cam kenarıdır. Özellikle uçakta, bulutların arasında gitmek gibisi var mı?

Bugün kendin için ne yaptın? 

Hasta olmamak için ilaç içtim, sayılır mı? :)

Twitter anasayfanı aç ilk gözüne çarpan şey?

Paulo Coelho 

Düşün ki; o bunu okuyacak?

Aslında sen beni hiç tanımıyorsun. Yani gördün, biraz konuştuk falan ama tanımıyorsun yine de.  O gün seni görmeye gelen kaç kişiden biriydim Allah bilir. Acaba bu kadar çok dikkatimi çektiğini bilsen ne düşünürdün? Aslında fırsatımız olsa da görüşebilsek çok güzel arkadaş oluruz biliyor musun? Kim bilir, belki bir gün oluruz.

Kahkaha atmana yol açan karikatürler?


Klavyeye bakmadan birşeyler yaz.

Ben de bilmiyorum ki ne yazsam.

*Evet bunu klavyeye bakmadan yazdım. Zaten ben normalde de pek klavyeye bakarak yazmam ki. :)*

Bir cümle düşün, sonra kelimlerin yerlerini değiştir.

Diziydi ne güzel değil mi Full House?


Hoi Hoi'nin taktiğini kullanarak şöyle yapıyorum: Mim'i bana pasla diyen olursa seve seve paslarım. Yorum bırakıp belirtmeniz yeterli. ^^ 

15 Eylül 2012 Cumartesi

The Man From Nowhere / Ajeossi (2010)


 "Birine çok yaklaşmak istersen, bir şekilde ondan uzak durursun."
  
Bu filmi izleyip de hakkında bir şeyler yazmayan blogger kalmış mıdır, bilmiyorum. Herkesin bu muhteşem yapıtı kaleme almak istemesi gayet doğal ve ben de filmi izleyen onca insan gibi bu eseri kaleme almak, hakkında bir şeyler yazmak istedim. Çünkü bu film kalbimde öyle bir yer edindi ki anlatmam mümkün görünmüyor. Zaten insan ne zaman kalbine yerleşen bir şeyleri tam olarak ifade edebilmiş ki?


Konusu, en basit haliyle; emanetçilik yapan gizemli bir adamın, kaçırılan küçük komşusunu kurtarmaya  çalışması.
  
Film hakkında yazımış çok yorum var. Bunlardan bir tanesi:

"Aksiyon filmlerinin bütün klişelerine sahip ama buna rağmen aralarından sıyrılan, hiç sıkamadan kendini izletebilen bir film."

Aksiyon filmleriyle aram iyi değildir. Sevmediğimden değil, izleyemediğimden zira içinde kan olan her türlü film oradan koşarak uzaklaşmam için yeter de artar bile. Ama benim gibi bu tür filmleri sevse de izleyemeyen insanların bile tabularını yıkıp izlediği, hatta bayıla bayıla izlediği filmler var. The Man From Nowhere yani Ajeossi de onlardan biri işte. Gönül rahatığıyla söyleyebilirim ki en sevdiğim üç film arasında kendisi. Yazdığım sebeplerden ötürü çok çok aksiyon filmi izlemiş biri değilim. Bu yüzden Ajeossi'nin aksiyon filmlerinin bütün klişelerini barındırıp barındırmadığını bilmiyorum. Ama her aksiyon filminde karşımıza çıkabilecek belli başlı kriterlere sahip, bunu söyleyebilirim. Kötü adamlar, gizemli ve gözü pek bir bir iyi adam, olayları kenardan izleyen ve "Beni de oynatın, ben de buradayım." diyerek oyuna katılmaya çalışan çocuklara benzeyen polisler ve küçük, masum bir kurban. Peki bu filmi belli başlı kriterlerden ayıran, kendisine hayran bırakan etkenler neler?


 "Yarın için yaşayanın bugün için yaşayan karşısında hiç şansı olmaz."

Fimi bu kadar özel kılan en büyük etkenin Won Bin ve müthiş oyunculuğu olduğunu söylememe gerek var mı, bilmiyorum. Zira kendisi filmdeki Cha Tae Shik karakterini öyle bir canlandırmış ki mükemmel yakışıkılığıyla bayanları ekrana kilitlemesi bir yana, izleyen herkesi -kadın, erkek, yaşlı, genç demeden- kendisine bağlıyor. O karizmatik ama bir o kadar da hüzünlü bakışlar,o harulade -her aksiyon filminde olduğu gibi bazen abartılı- dövüş sahneleri şüphesiz ki  filmi mükemmel kılan en büyük etkenler arasında.



''Eğer senden nefret edersem dünyada sevebileceğim kimse kalmaz.''

Bir diğer etken de küçük oyuncumuzun rolünü bu denli başarıyla canlandırması. Bu kız bütün filmlerinde böyle. Oynamıyor, yaşıyor resmen. Kendisine bir nazar boncuğu lazım en yakın zamanda. Zaten 2010 yılı Kore Film Ödülleri'nde o kadar bayan oyuncuyu geride bırakıp en iyi yeni aktrist ödülü alması da başarısının ufak bir göstergesi.


  
Peki iyiler bu kadar iyi de ya kötüler? Filmde, Secret Garden'ımızın sevimli Sekreter Kim'ini kötü adam rolünde görünce önce gözlerimi çırpıştırdım, sonra çırpıştırdığım gözlerime inanamayıp wikipedia'ya inanmak suretiyle hemen küçük çaplı bir araştırmayla kontrol ettim ki kendisi gerçekten Sekreter Kim'miş! Bunu da öğrendikten sonra filmi daha bir keyifle izledim. Zira kendisi bu kadar farklı bir rolde de ne kadar başarılı olabileceğini çok güzel bir şekilde kanıtlamış.

Ve unutulmaması gereken, izleyen neredeyse herkesin dikkatini çekmiş, hatta çoğunu -ben dahil- küçük çaplı araştırmalar yapmaya yönlendirmiş ve araştırmalarımız sonucunda Taylandlı bir oyuncu olduğunu öğrendiğimiz Thanayong Wongtrakul da filmdeki başarısıyla göz dolduruyor.

 
 
Ekran önündekiler bu kadar övüldükten sonra en az onlar kadar övgüyü hak eden ekranın diğer tarafındakilere ne demeli? Filmin senaristi ve aynı zamanda yönetmeni Lee Jeong-Beom'a ayrı bir teşekkür etmek lazım ki kendisi yer yer beynimize kazınan, yer yer de kalbimize dokunan o replikleri pek güzel yazmış, kalemine sağlık. Ayrıca kemeramanın da camdan atladığı o meşhur sahne için atlayan kameramana "helal olsun" demek istiyorum. Bence bir filmin en önemli şeyi olan OST'lerde emeği geçen herkese -Kendimi ödülmış da konuşma yapan biri gibi hissediyorum.- özellikle de Dear şarkısına katkıda bulunan herkese çok çok teşekkür ediyorum. 

Unutmadan söyleyeyim, sevgii Hollywood en nefret ettiğim şeylerden biri olan "remake" olayına bu güzelim filmi de dahil etmiş, beni benden etmiş, geceleri gizli gizli ağlamama sebep olmuştur. Neyi nasıl yaparlarsa yapsınlar bu film kadar etkileyici olacağını, bazı şeylerin bu kadar güzel ifade edileceğini sanmıyorum. The Man From Nowhere bizim kalbimize yerleşti. Belki onlarında kalbine yerleşmiştir ama.. Zaten insan ne zaman kalbine yerleşen bir şeyleri tam olarak ifade edebilmiş ki?

Mad Soul Child - Dear


3 Eylül 2012 Pazartesi

Tatilim biraz uzadı mı ne?


Merhabalar~!

Bir önceki yazımda da bahsettiğim gibi bir süre anneanneme gittim. Hatta demiştim ki "tatilimin fazla uzun süreceğini sanmıyorum" ama ne var ki tatil planımda biraz değişiklik oldu  ve yaklaşık on gün anneanemde kaldıktan sonra dayımlara yani Ankara'ya geldim.

Geleli birkaç gün oluyor. Eve ne zaman gideceğimi de bilmiyorum aslında. Kuzenlerime kalsa İstanbul'a da gitmeliymişiz ama şimdilik öyle bir niyetim yok.

Peki sizi neden bu kişisel şeylerden haberdar ediyorum? Blogumu boşladığımı sanmayasınız diye. Yani insan blog falan yazınca kendini takipçilerine karşı sorumlu hissediyor. Bir tek ben öyle hissetmiyorumdur, hemen hemen her blogger böyledir diye düşünüyorum. :)

Şahsen ben takip ettiğim bloglarda uzun süre yazı göremeyince üzülen bir insanım. Hep yeni yazı gelsin de okuyayım isterim ve bu yüzden kısa da olsa bir şeyler karalamak istedim.

Tekrar görüşene -yani ben bir şeyler yazana- kadar hoşçakalın...



15 Ağustos 2012 Çarşamba

Bir süre yokum.


Son yazımın üzerinden baya süre geçmiş aslında; burada mıydın da gideceksin diyebilirsiniz.

Her neyse.. Bir süre yokum, anneannemlere gideceğim. Ne zaman gideceğim belli değil, bugün bile gidebilirim.

Ne zaman döneceğimi de bilmiyorum ama çok çok uzun bir süre olmaz diye tahmin ediyorum.

Sağlıcakla kalın...

29 Temmuz 2012 Pazar

Mim: Bana Göre K-pop Enleri

İlk mimimi almış bulunuyorum. Pek bir sevindirik oldum, anlatamam. Mimi yollayan sevgili Alielle 'ye çok teşekkür ediyor ve soruları yanıtlamaya başlıyorum.

1-K-pop'ın en yenetenekli grubu? - MBLAQ


Her K-pop grubu yetenekli tabii ki kendilerine göre; hepsi şarkı söylüyor, hepsi dans ediyor. Bu yüzden biraz da üyelerin bireysel yeteneklerini göz önünde bulundurdum. K-pop'ın en yetenekli grubu MBLAQ diyorum. Bu seçimi yapmamın en büyük nedeni şüphesiz ki lider Seungho! Dürüstçe söylüyorum, hayatımda gördüğüm en yetenekli insan kendisi. Yani yok, bir insanda bu kadar yeteneğin bir araya geldiği daha önce hiç görmemiştim. Tamam insanlar birkaç şeyde başarılı, yetenekli olabilir ama Seungho'yu tanıyana dek bu kadar şey yapan insana rastmamıştım. Neler mi bu yetenekler? Altı yaşından beri mükemmel derecede piyano çalıyor sevgili Yangchopin. Virtüöz diyebileceğimiz derecede, notalara ihtiyaç duymadan, bir dinlediği şarkıyı hemen çalabildiği ve mükemmel derecede çaldığı için hayranları ona Yangchopin adını verdiler. B-boyluk, jimnastik, beatbox yapabiliyor, gitar çalabiliyor, tiyatro konusunda çok yetenekli, pek çok oyunda yer almış, elektronik aletlere büyük ilgisi var ve tamir etme konusunda çok yetenekli. Bir şeyleri paramparça etseniz bile yine eski haline getirebiliyor. Breakdance yapabiliyor, rap yapabiliyor, kart hileleri ve sihirbazlık numaraları yapabiliyor, çok iyi futbol oynuyor, hapkido ve judo biliyor, elektronik eşyaların seslerini taklit edebiliyor, Japoncası oldukça iyi, güzel çizim yapabiliyor, yemek yapabiliyor, örgü örüp, saç kesip, makyaj bile yapabiliyor! Ayrıca okul hayatı boyunca hep okul ve sınıf başkanıymış, bu da onun liderlik yeteneklerini kanıtlıyor. Çok da iyi bir lider gerçekten. Şarkı söyleyip dans da ediyor, daha ne olsun? Diyorum ya, bu soruya MBLAQ cevabını vermemin en büyük nedeni Seungho! Kendisine çok büyük saygı duyuyorum gerçekten. Gelelim diğer üyelere: Seungho hakkında yazdığım bunca şeyden sonra sönük kalacaklar biraz ama olsun. Lee Joon aslında modern dansçı, bale de yapıyor bilmeyenleriniz vardır belki ve MBLAQ'e katılmadan önce de oyunculuk yapıyordu. Özellikle entertainment yani eğlence sektöründe oldukça başarılı. Özellikle komedi türündeki televizyon programlarının bir numaralı elemanlarından. -Seungri'yi de unutmuyor, buradan sevgilerimi gönderiyorum ona- Dans ediyor, şarkı söylüyor daha ne olsun. Thunder çok iyi bir dansçı ve şarkı sözü yapıp bestelemekle de uğraşıyor. Filipinler'de büyüdüğü için oranın dilini konuşabiliyor, İngilizcesi de oldukça iyi. Çıkış yapmadan önce reklam filmlerinde falan oynamış. Yetenekli bir idol bence. Şarkılarda onun söylediği kısımlar gerçekten çok hoş oluyor. Mir ise apayrı sevilesi bir insan ki en sevdiğim MBLAQ üyesidir kendisi. Köyde büyümüş, çiftiçi olarak yetişmiş. Elinden her iş geliyor neredeyse. Traktör bile kullanabiliyor. Çiftçilikle ilgili yapamadığı şey yok gibi ve o şartlar altında yetişmesine rağmen kendisini geliştirmiş. Şu an MBLAQ gibi bir grupta en sevilen üyelerden. Rap konusunda da çok başarılı. Başka biri olsa köyde büyüdüğünü gizler belki ama Mir bunu öyle bir gururla anlatıyor ki, en sevdiğim özelliği bu gerçekten. G.O'nun şarkı söyleyişini dinleyen bir insan başka bir yetenek aramaz bence zira Sistar'dan Hyorin neyse, MBLAQ'den de G.O odur bana göre. Şu sıralar So Ji Sub'un başrolünde oynadığı Ghost dizisinde oynuyor G.O. Yemek yapma konusunda da çok başarılı. Her idol bir şekilde yetenekli ama diğer yeteneklerine de bakarak MBLAQ'i seçtim. Ayrıca bu kadar bilgiye MBLAQ Türkiye sayesinde sahibim. Teşekkür ederim kendilerine.

2-K-pop'ın en kaliteli grubu? - BIG BANG


Bunu şuradaki yazımda da belirtmiştim. Bana göre K-pop'ın en kaliteli grubu şüphesiz Big Bang! Müzik alanında ayrı kaliteli, idol olarak ayrı kaliteli bir grup Big Bang. İnanın buraya ne yazacağımı bile bilmiyorum çünkü Big Bang'i anlatmaya kelimeler yetmez. Benim en sevdiğim erkek grubu 2pm'dir mesela. Sonra da MBLAQ gelir -FT Island ilk göz ağrım, onları ayrı tutuyorum- ama Big Bang'in bendeki yeri bambaşka. Onların bir numara olduğunu kolay kolay kimse inkar edemez diye düşünüyorum. Tanıdığım ilk  K-pop gruplarından biri ve iyi ki çok erken tanımışım. Şarkıları, tarzları, üyeleri... Her şeyleri harika. Bir kez daha söylüyorum: Bana göre K-pop camiasındaki en kaliteli grup Big Bang'dir.

Eğer bu soruyu iki kategoriye ayırabilseydim ve en kaliteli kız ve erkek gruplarını seçiyor olsaydım, seçeceğim en kaliteli kız grubu da 2ne1 olurdu hiç şüphesiz. Bunu da belirtmeden geçemeyeceğim. Kız grupları arasında en kaliteli grup 2ne1'dır. Hem kız hem de erkek grupları arasında en kaliteli grupları yetiştirdiği için YG'yi bir kez daha tebrik ediyor, teşekkürlerimi sunuyorum.

3-K-pop'ın en içi dışı bir grubu?

 
Bu kategoriye herkes en iyi tanıdığı grubu dahil eder diye düşünüyorum ki en mantıklısı da o bence. 2pm benim en sevdiğim gruptur ve bu yüzden haklarında bir hayranın bilebileceği neredeyse her şeyi biliyorum sanırım. Kliplerini, videolarını, konserlerini, programlarını izliyorum, röportajlarını okuyorum, sürekli takip ediyorum ve bunları yaparken de onları daha yakından tanıyorum. E böyle olunca da bana göre en içi dışı bir K-pop grubu 2pm oluyor doğal olarak. Eğlence sektörü bu; tabii ki bir bizim gördüğümüz tarafı, bir de görmediğimiz tarafı var. Hiç kimse hiçbir şeyi tam olarak bilemez bu yüzden; ama gerçekten 2pm'in yapmacık bulduğum bir anı bile olmadı. Bence çok içten, çok doğallar. Çok fazla sevdiğimden herhalde ama ailemin bir üyesi gibi görüyorum onları artık. MBLAQ ile de çok ilgilendiğim için onlar da çok doğal geliyorlar bana. Diyorum ya; hangi grupla daha çok ilgiliysek en içi dışı bir onlar geliyor bize. Bana göre en içi dışı bir K-pop grubu 2pm.


O zaman ben de bu mimi ben bunu sevdim ve metropol günlüğü bloglarına paslıyorum.

17 Temmuz 2012 Salı

Yıldızları göremiyorsan parlak başka bir şeyler sev.


"Yıldızları göremiyorsan parlak başka bir şeyler sev." Bana böyle dediğin günü hatırlıyorum. Yine şehir ışıkları yüzünden yıldızları görememden yakınıyordum. Böyle bir cevap vereceğini nereden bilebilirdim ki? Normal şartlarda erkekler daha romantik cümleler kurarlardı. Mesela "Yıldızları buradan göremiyorsan seni onlara götüreceğim." demeliydin bana ya da asıl yıldızın ben olduğumu, başka yıldıza gerek olmadığını falan söylemeliydin. Her erkeğin yaptığı gibi sen de karşındaki kızın duymak istediklerini fısıldamalıydın. Neden sen de diğerleri gibi süslü cümlelerle beni kandırmaya çalışmadın ki? Neden güzel birkaç kelimenin gözlerimi bir süreliğine de olsa boyamasına izin vermedin? Nereden bilecektin ki böyle olacağını. "Yıldızları göremiyorsan parlak başka bir şeyler sev." Bu kadar basitti işte. Bu kadar doğal... Eğer o an yapmacık kelimelerle kurduğun köprüyle kalbime ulaşmaya çalışsaydın böyle olmazdı. O köprü belki o an oraya, kalbimin ta derinliklerine ulaşmanı sağlardı ama sonra kırılırdı, yok olup giderdi. Ne de güzel olurdu bir bilsen... Ama sen çiçeklerden yapmacık bir köprü yapıp oraya ulaşmak istemedin. Doğaldın, yapmacıklığı sevmiyordun benim gibi. Olabildiğine içtendin. Kurduğun o sıradan cümleyle kalbime çiçeklerden bir köprü kuramadın. Kurduğun o cümleyle kalbime elmastan bir köprü kurdun sen. Elmas diyorum ya güzelliği için sanma sakın. Elmas dünyanın en sert madenidir. İşte sen, dünyanın en sert madeniyle kalbime ulaşan bir köprü kurdun. Öyle güzel ulaşmıştın ki kalbime, öyle sağlam adımlarla geldin ki... İşte o an aşık oldum sana. O an anladım sevmek ve aşık olmak arasındaki farkı. Sevmek sevgili olmak için yetiyordu. Ben seni seviyorum, sen de beni. Bu yüzden sevgili diyorlardı bize. O gün her zaman oturduğumuz o yer birden değişivermişti sanki. Üzerine oturduğumuz çimenler daha bir yeşermişti. Hemen dibimizdeki şey küçük bir su birikintisi değil de kocaman bir denizdi sanki, hatta okyanus. Suyun hemen dibindeki senin dairenin de bulunduğu aparmanlar da bambaşkaydı. Üzerlerindeki parlak şeyler artık pencerelerinden yansıyan ışıklar değildi. Onlar benim yeni yıldızlarımdı. "Yıldızları göremiyorsan parlak başka bir şeyler sev." demiştin ya işte o gün onları sevdim ben. Parlaklardı, güzellerdi ve en önemlisi de bir tanesinin içinde sen yaşıyordun. Düşünebiliyor musun? Yıldızımın içinde sen yaşıyorsun. O gün o ışıklara bağladım ben ama tabi sana söylemedim. Bir şeylere çok bağlanmama hep kızardın. "Bir şeye bu kadar bağlanma, kaybedersen çok üzülürsün." derdin. Haklıydın, ne diyebilirdim ki? Sen her zaman haklıydın, beni bırakıp gittiğinde bunu bir kez daha anlamıştım. Bir şeylere çok bağlanmamam gerektiğini, bir gün kaybedersem canımın ne kadar çok yanacağını o gün bir kez daha kanıtlamıştın bana. "Beni artık sevmediğinde sakın yalan söyleme, sakın aldatma; gel ve beni artık sevmediğini söyle." demiştim. Ne kadar dürüst olduğunu biliyordum. Ben bunları söylemesem bile bana yalan söylemeyeceğini biliyordum. Yine de söyledim işte... Bir gün o an geldi. Senin için de zordu, biliyordum. Beni artık sevgilin olarak sevmesen de bir insan olarak ne kadar çok sevdiğini biliyordum. İşte bu yüzden seviyordum ya seni... Yüzüne baktığımda içini görüyordum adeta. Ruhunun en derinliklerinde ne hissettiğini anlayabiliyordum. Bana hiç yalan söylemediğini de biliyordum ve bu yüzden seni daha da çok seviyordum. Dürüsttün, karşıma geçip her şeyi üzüleceğimi bilsen de söylüyordun ve ben bu  yüzden seni bir kez daha seviyordum. Öyle iyiydin, öyle güzeldin ki seni, beni artık sevmediğini söylediğinde de seviyordum. Utanıyordun resmen, gözlerini kaçırıyordun. Sanki beni artık sevmemek senin suçunmuş gibi yüzüme bakamıyordun. Belki de gözyaşlarımı görmek istemediğin için gözlerini kaçırıyordun benden. Beni artık sevmemek senin suçun değildi ki... Duygularını kontrol edemez insan, sen de edememiştin. Seni öyle çok seviyordum ki... Ayrılırken bile en sevdiğim özelliğinle, dürüstlüğünle yapmıştın bunu. Benden ayrılırken seni bir kez daha sevdim.

Şimdi yine evinin karşısındaki çimenlerde oturuyorum. Önümdeki su birikintisi artık okyanus ya da deniz değil. Su birikintisi işte, basit sıradan bir su birikintisi. Başımı gökyüzüne kaldırdım ve yine yıldızları göremedim. Benim yıldızları görememem onların orada  olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Onlar orada bir yerlerde yine parlıyorlar. Gözlerimi senin pencerene çevirdim. Bir kız durdu pencerenin önünde, dışarıyı seyrediyordu. Işıklar çok parlaktı, biraz mesafe de vardı. Yüzünü göremiyordum ama gölgesinden anlıyordum, güzel bir kızdı. Sonra sen göründün. Kızın yanağına ufak bir öpücük kondurdun. Gözlerimden bir damla yaş süzüldü yavaşça. Sonra bir tane daha, sonra bir tane daha... Gözyaşlarımı ellerimle sildim ve gökyüzüne baktım. Yıldızları hâlâ göremiyordum ama onlar orada bir yerlerde parlıyorlardı. Bakışlarımı tekrar pencerene yönelttiğimde orada değildiniz. Sen hâlâ bir yerlerde parlıyordun ama ben seni göremiyordum. Benim seni görememem senin bir yerlerde parladığın gerçeğini değiştirmezdi ki. Durup düşündüm ve seni bir kez daha sevdim.

---

Hikaye tarzında şeyler yazmayı severim. RPG yaptığım için başkalarının karakterine bürünüp yazılar yazmayı da seviyorum. Bazen bir fotoğraf görüyorum ve bir hikayesi olsa ne kadar güzel olurdu diye düşünüyorum. İşte bu da öyle bir yazı. En baştaki fotoğrafı gördüğümde çok hoşuma gitti ve one-shot tarzında bir şeyler yazmak istedim. Hikayedeki kızı çok sevdim. Kız, çocuğu öyle çok seviyordu ki çocuğu da çok sevdim. Böyle şeyler yazarım arada. İnsanlar çok okudu yazdıklarımı ama siz okumamıştınız. Bir başlangıç oldu böylece.

12 Temmuz 2012 Perşembe

Kpop Camiasında Fenomen Olmuş Şarkılar Part II

Merhabalar, şurada yazmış olduğum yazının ikinci parçasıyla karşınızdayım. Önceki yazımda Kpop camiasında fenomen olmuş slow şarkılardan bahsetmiştim. Bu yazımda da hareketli şarkılardan bahsedeceğim. Yalnız bu yazımda önceki yazıdaki gibi kimlerin şarkıları seslendirdiğini ya da danslarını ettiklerini yazmayacağım zira okuyunca siz de göreceksiniz ki Kpop dünyasında neredeyse herkesin -bir programda, bir konserde ya da bir dizide- bir kere söylediği, dans ettiği şarkılar bunlar. Ayrıca bu sefer şarkı sayısı da daha çok olacak. Tek tek uzun uzun kimler söylemiş & dans etmiş yazmamamın diğer bir sebebi de bu. Bu listeyi sadece  kendi görüşüme, sevdiğim şarkılara göre yapmıyorum. Bu listeyi yaklaşık dört yıldır biriktirdiğim Kpop tecrübelerime, izlediğim programlarda, dizilerde, konserlerde kısacası aklınıza gelebilecek her şeyde gördüğüm popülerliklere göre yapıyorum. Kendi görüşlerim yok mu hiç? Tabii ki var. Sonuçta elimde istatislikler yok ve bir makale de değil. Bu yazı hem öznel hem nesnel bu yüzden. E hadi başlayalım o zaman.

Bi Rain - Rainism


İşte Kpop dünyasının en popüler şarkısı karşınızda. Kim ne derse desin, Rain'i sevsin ya da sevmesin bu şarkının Kore müzik dünyasına bomba gibi düştüğünü inkar edemez herhalde. Hem şarkı hem de dans Kore'yi öyle bir salladı ki birincilik tacını en çok Rainism hak ediyor. Idoller arasında da Rainism söyleyip dansını yapmayan kaldı mı bilmiyorum. Rainism'i ben de çok seviyorum. Şarkı ayrı güzel, dansı ayrı güzel. Eğer sadece dinlemiyorsanız, aynı zamanda sahneyi izliyorsanız şarkıdan alacağınız zevk on kat daha da artıyor. Koreografisi, görselliği her şeyi harika. Dansta öyle kısımlar var ki işte diyorsunuz bu kısım bu dansın en güzel kısmı. Ama iki saniye sonra başka bir kısım en güzel kısım oluveriyor kafanızda. Bütün dansta benim de en güzel dediğim bir sürü yer var ama Rain'in bastonla dans ettiği kısım benim için her zaman ayrı olmuştur. Rainism'in koreografisinde en en en çok o kısmı seviyorum. Yine söylüyorum; Rainism birincilik tacını sonuna kadar hak ediyor.

Brown Eyed Girls - Abracadabra


İşteee Kpop dünyasında fenomenlik tacının ikinci sahipleri geliyor. Rainism'den sonra Kpop camiasında fenomen olmuş şarkıların ikincilik koltuğuna oturuyor Abracadabra. Nasıl oturmasın yahu? Kpop ile ilgili olup da Abracabda ile bir yerlerde karşılaşmayan insan var mıdır acaba? Ha derseniz ki yok ben karşılaşmadım, görmedim hiç idollerin Abracadabra'da dans ettiğini; o zaman idollerin katıldığı herhangi bir programı açın, illaki birileri dans ediyordur Abracadabra'da. Bu da mı olmadı? O zaman youtube arama butonuna Jo Kwon yazınız zira kendisi Brown Eyed Girls'ten daha fazla dans etmiştir bu şarkıda. =) Abracabra çok eğlenceli, benim de çok sevdiğim bir şarkı. Zaten bir kez dinleyince bağımlılık yapıyor. Seven, sevmeyen herkes dinliyor.

2ne1 - I'm The Best


İşte Kore'nin en iyi kız grubu, işte fenomen olmuş güzelim şarkıları~~ 2ne1 deyince benim aklıma kalite geliyor. Öyle kaliteli, öyle karizmatik, öyle başarılılar ki 2ne1'ı kelimlerle anlatmak imkansız. YG bu işi çok iyi biliyor. Benim en sevdiğim kız grubu 2ne1 değil mesela. Kendileri üçüncü sıramda yer alıyorlar ama kimse onların bir numara olduğunu inkar edemez. Bu harika grubun harika parçası da Kpop camiasında fenomen olmuş şarkılar arasında.

Big Bang - Haru Haru


Kore müzik dünyasının gördüğü en mükemmel şarkılardan bir tanesi karşınızda. Aslında benim Rain - Rainism, Big Bang - Haru Haru ve Wonder Girls - Nobody için ayrı bir yazı yazma planım vardı. Bilmiyorum, belki ilerde daha ayrıntılı bir yazı kaleme alırım bu üç şarkı için. Benim düşünceme göre bu üç şarkı Kpop dünyasında asla unutulmayacak, çığır açmış ve asla ölmeyecek üç şarkıdır. Hepsi birbirinden özel çünkü. Az önce söylemiştim: YG bu işi biliyor! Big Bang yine benim en sevdiğim erkek grubu listesinde birinci sırada değil ama ilk beşimde yer alıyorlar. Ayrıca Big Bang'in yeri bende çok ayrıdır çünkü tanıdığım ilk gruplardandır kendisi. Bu yüzden hep özel olacaktır benim için. Big Bang Kore'nin bir numaralı erkek grubu hiç şüphesiz! YG'yi tebrik etmek lazım hem kız gruplarında hem de erkek gruplarında birinciliği elinde taşıyor. Haru Haru GD'nin yaptığı en mükemmel şarkılarından biri. Bir diğeri için bkz: Lies ki onu da birazdan yazacağım. Klibi ilk izlediğimde dönüp dönüp baştan izlediğimi hatırlıyorum. Öyle güzeldi, öyle etkilemişti ki beni neredeyse her gün izliyordum. Ara sıra yine açıp izlerim. Haru Haru kalplere taht kurmuş, en güzel şarkılardan.

Big Bang - Lies


Yukarıda Big Bang ile ilgili görüşlerimi paylaştığım için bu yorumum biraz kısa olacak. Lies en sevdiğim Big Bang şarkısıydı eskiden. Sanırım hala öyle. Big Bang'in katıldığı bir programda -sanırım Night After Night- öğrendiğime göre GD aslında bu şarkıyı solo söylemek için yapmış ama sonra grupla söylemelerine karar verilmiş. Sunucu GD'ye bu yüzden ağlamışsın demişti. GD de solo söyleyemediği için çok üzüldüğünü söylemişti. Olsun GD, biz Lies'ı böyle de sevdik. Hem de çok sevdik.

Wonder Girls - Nobody


İşte Kpop dünyasının en unutulmaz şarkılarından biri karşınızda! Wonder Girls'ü Wonder Girls yapan şarkıdır Nobody. WG deyince insanın aklına ilk Nobody gelir. JYP'ye bu şarkı için ne kadar teşekkür etsek azdır. Zaten 2009 MAMA'da Nobody için en iyi Asyalı besteci ödülü aldı kendisi. Klip özellikle 60lar modası konseptiyle mükemmel. Şarkı deseniz zaten harika! Diyorum ya Kpop dünyasının yukarıda belirttiğim unutulmaz üç şarkısından biri Nobody bana göre. Kpop idollerinden en çok gördüğüm şarkılar arasında. Nobody söylememiş idol bulmak çok zor. Klibi de pek bir şeker, JYP'nin olduğu her şey gibi bu da çok eğlenceli, çok güzel. Wonder Girls her zaman Nobody'deki gibi ışıldasın.

DBSK - Mirotic


Mirotic'i unuttuğuma inanamıyorum! Kpop dünyasının en en en önemli şarkılarından biri ve listeyi yaparken eklemeyi unutmuşum. Sağolsun bir arkadaşımız yorum bıraktıp hatırlattı da ben de ekledim. Geç olsun ama güç olmasın.

T-ara - Bo Peep Bo Peep


Bo Peep Bo Peep Bo Peep Bo Peep~~ Söylerken en çok eğlendiğim şarkılardan biri bu. T-ara en sevdiğim ikinci kız grubu olur ve sevmediğim şarkıları yok resmen. Bu şarkı öyle eğlenceliki insanın diline hemen dolanıveriyor. Jay Park bir programa katılmıştı ve bu şarkıyı dinletip sadece şarkının bir kısmında kaç kez Bo Peep denildiğini saymasını istemişlerdi. Yazık yavrum saydı ve yanlış hatırlamıyorsam 28 tane falan demişti. Şarkının tamamında kaç kez söyleniyordur Allah bilir. Kpop camiasının fenomen şarkılarının şirinlerinden biri bu şarkı. Her programda rastlamak mümkün. Bo Peep Bo Peep Bo Peep Bo Peep~~

2pm - Heartbeat


 İşte benim grubum! İşte benim şarkım! 2pm, en sevdiğim erkek grubu, bir tanelerim, canlarım cicilerim. Her şarkılarını ayrı ayrı çok seviyorum ama Heartbeat bir başka. Belki de en çok bu şarkının canlı performansını izlemeyi sevdiğim için ama Heartbeat cidden benim için bambaşka. Başındaki o introsu, "Can You Feel My Heartbeat" cümlesi -ki Nichkhun'um söylüyor- dansları, zombi konseptleri, kıyafetleri ve özellikle hazırlanmış sahne performansları mükemmel ötesi. Kpop camiası da çok sevdi Heartbeat'i ki kendisi idoller arasında da en çok söylenen, en çok dinlenen, en çok dansı yapılan şarkılardan biri oldu. Şarkının başında Taec ve Chansung'un kısımları harika bir şekilde başlıyor. Yine en sonunda genelde Taecyeon -arasıra diğerleri de- kendisini öyle bir yere atıyor ki her izleyişimde bir kez daha seviyorum.

2pm - Again Again



 Again Again de en sevdiğim 2pm şarkılarından biri. Kpop dünyasında fenomen olmuş şarkılardan. Her yerde Again Again dansı yapan bir idol seyretmeniz mümkün neredeyse.

Super Junior - Sorry Sorry


Şori şori şori şori~~ Özellikle dansıyla ve tekrar eden nakaratıyla gönüllerde taht kuran eğlenceli bir şarkı Soryy Sorry. Ben dinlerken oldukça eğleniyorum.

Super Junior - Mr. Simple


Alışılmış Super Junior tarzında bir şarkı daha. Eğlenceli, kıpır kıpır bu şarkı da listemizde yer alıyor. -kral tv vj'i gibi yorum yaptım ahah-

Hyori Lee - U Go Girl


Hyori Lee efsanesi de tabii ki listede. U Go Girl fenomen olmuş kpop şarkılarından biri.

Girls Generation - Gee


Dinlediğim bir avuç SNSD şarkısından biri Gee. Gerçekten insanın ağzına bir dolandığı zaman pir dolanıyor. Kpop idolleri de bu şarkıda dans etmeyi pek seviyorlar. Özellikle erkek grupları kız grubu parodisi yapacaklarsa mutlaka bu şarkıyı da söylerler.

Girls Generation - Genie


Bu şarkının Dream High versiyonunu orjinaline bin kez tercih etsem de yine dinlediğim birkaç SNSD şarkısından biri Genie. Yine parodilerin vazgeçilmez şarkılarından.

Shinee - Ring Ding Dong



Aslında pek emin değilim fenomen mi değil mi ama öyle sanırım. Yine de listede olmayı hak ediyor.

Kara - Mister


Bu şarkı hiç şüphesiz dansı en çok yapılan şarkılardan. Her parodinin içinde, her programda bir Mister görmek mümkün. Idollerin  dansını yaptığını en çok gördüğüm şarkılardan biri Mister.

2am - Even If I Die I Can't Let You Go


 2am'in en güzel şarkılarından biri bu ve listede yer almasından oldukça memnunum. Şarkı hareketli olmadığı için belki de bu yazı dizisinin ilk parçasında olmalıydı ama burada olmasında da bir sakınca görmedim.

Miss A - Bad Girl Good Girl


Ce ce ce vay pii~~ Hemen söylüyorum ki Miss A benim en sevdiğim kız grubudur. Bunda Suzy'nin ve JYP'de olmalarının katkısı tabii ki çok var ama şarkılarını, danslarını, üyelerini her şeyini çok seviyorum Miss A'in. Bir grup düşünün ki çıkış şarkıları fenomen olmuş, danslarını yapmayan, şarkıyı söylemeyen idol kalmamış, Kpop camiasını sallamış da sallamış. Diyorum acaba ben torpil mi geçtim bu kızlara en sevdiğim kız grubu oldukları için? Ama sonra düşünüyorum, bu listeye aldığım çoğu şarkı kadar fenomenler gerçekten. İzlediğim programlarda diğerleri kadar, hatta bazılarından daha çok gördüm ben bu şarkıyı, idollerin yaptıkları dansını, parodilerini. E o zaman torpil falan geçmemişim yani. Bad Girl Good Girl favori Miss A şarkılarımdan ve bu listede yer almasından çok memnunum.

Park Jin Young ( JYP) - Honey


Yeni nesil bilmez bu şarkıyı. Bilenlere de buradan kucak dolusu sevgilerimi yolluyorum. JYP Father'ın en meşhur şarkılarındandır Honey. Öyle ki fenomen şarkılar listesinin başlarında yer alıyor. Bakmayın, en sona yazdım şimdi ama kapanışı da en iyilerden biriyle yapmak istediğim için sona yazdım. Beni tanıyanlar bilir nasıl bir JYP Nation aşığı olduğumu. JYP Nation severim de JYP sevmez miyim hiç? Şu anda en sevdiğim şarkıları, grupları, idolleri kendisine borçluyum. Bu yüzden JYP'ye en derinden sevgilerimi ve teşekkürlerimi sunuyorum. Her ne kadar dizilerinde, kliplerinde hep komik roller yapsa da aslında ne kadar ciddi, bilgili, kültürlü ve harika bir insan olduğunu bilenleriniz vardır. Bugün severek dinlediğimiz bir çok şarkının kendisine ait olduğunu da belirtmek isterim. Hangi şarkılar bunlar derseniz; içinde JYP fısıltısı duyduğunuz her şarkı kendisine ait. Bu şarkı için özellikle aşağıya idollerin parodilerinin olduğu bir video da ekledim ki bilmeyenleriniz de Honey'nin ününden, fenomenliğinden haberdar olsunlar diye.


Biliyorum, buradaki şarkıların bazıları diğerlerinden çok daha ünlü, çok daha başarılı ama sonuçta Kpop camiasında fenomen olmuş şarkıların listesi bu ve "çok fenomen olan, az fenomen olan" gibi bir ayrım yaparak yazamazdım. Zaten hangilerinin ne ölçüde ünlü olduğunu yorumlarımda belirttim. Sizin de bilginiz vardır zaten bu konuda. Böyle tespitler yapmayı, böyle yazılar yazmayı seviyorum. Başka yazılarda görüşmek dileğiyle o halde...

5 Temmuz 2012 Perşembe

Hayallerin Fotoğrafçısı | Yeondoo Jung



 
Hakkında fazla bilgim yok Yeondoo Jung'un. 1969 doğumlu Koreli bir fotoğrafçı kendisi. Seoul National Üniveristesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, heykel bölümünden mezun. Londra Enstitüsünden heykel diploması almış ve Londra Üniversitesi'nde master yapmış. Tanıtım bölümüne yazabileceklerim bu kadar sanırım. Ha bir de harika işler yapıyor kendisi. Bunu da söylemeliyim.

Yeondoo Jung ile nasıl tanıştım hatırlamıyorum. Kendisini bir forumda görmüştüm onu biliyorum sadece. Sanırım yine sanatsever ruhum(!) tutmuştu ve fotoğrafçılara falan bakıyordum. Ara sıra oluyor böyle, oturup bir alandaki herkesi araştırmak istiyorum. Yine öyle bir günde keşfettim sanırım kendisini.  
Çalışmalarını ilk gördüğümde büyülenmiştim resmen. Yahu nasıl büyülenmeyelim? Adam resmen hayalleri gerçektirmiş. Düşünebiliyor musunuz? Çocukların minicik hayal dünyalarını nesnelleştirmiş resmen. Herkesin hayalleri vardır ve herkes kendi hayallerini gerçekleştirmek ister. Günün birinde der hep herkes.. Günün birinde şunu yapacağım, günün birinde bunu yapacağım. Bu fotoğrafları görünce sanki birisi çıkmış, çocukların hayallerini gerçekleştiriyormuş gibi hissettim. O sadece hayal dünyalarını gerçeğe çevirmek istemiş ama kimin aklına gelirdi ki böyle bir şey? Yaptığı şeyin mükemmel olduğunu düşünüyorum. Sanırım daha önce gördüğüm fotoğraflardan hiç bu kadar etkilenmemiştim.
 

Öyle güzel ve anlamlı geldi ki bana bu çalışmaları, sanırım yazacak bir şey bulamamam da bundan kaynaklanıyor. O söylenebileceklerin ötesinde bir şey yapmış. Üzerinde fazla konuşmak anlamsız. Görün istedim sadece. Siz de böyle muhteşem bir şeyden haberdar olun.