6 Şubat 2013 Çarşamba

Mim: 11 Gerçek, Sorular ve Cevaplar

 

Merhabalar~! Yine kendimi zorla mimletmiş bulunuyorum. Uzun zamandır -dün hariç- bloga yazmıyordum ve mim görünce de dayanamadım yazmak istedim. Sağolsunlar onelittledreamergirl ve küçük filozof da beni mimlediler. Önce hakkımda 11 gerçek yazıp sonra gönderilen 11 soruyu cevaplıyor ve mimlediğimiz kişilere 11 soru soruyoruz. Mimlenmek isteyen olursa 11 soru hazırlarım sizin için. ^^

Hakkımda 11 Gerçek

// Çok hayalperest bir insanım. Yani ciddi anlamda çok çok hayalperestim, öyle böyle değil. Gerçi son zamanlarda bu özelliğimde bir miktar azalma var ama geçici olduğunu düşünüyorum.

// Altı yıldır (yani hatırladığım kadarıyla, daha çok da olabilir) migrenim var ve hayatımı ciddi anlamda etkiliyor. Bu yüzden konuşurken, yazarken, tweetlerimde bile migrenime çok fazla atıfta bulunurum, yadırgamayınız. :)

// JYP Nation hayranıyım. Ciddi anlamda deli gibi takıntılı manyak bir JYP Nation hayranıyım. En sevdiğim erkek  grubu 2PM, kız grubu da Miss A. JYP Nation'ın bütün sanatçılarına, eski stajyerlerine bile hayranım. Park Jin Young'u çok severim. Benim için 2PM ve Jay Park aynı anlama gelir. Yani ikisi de en sevdiklerim.

// Çok kıskancım. Sevdiğim insanları, dizileri, filmleri, müzikleri çok kıskanırım. Ama bu özelliğimde de ciddi anlamda bir azalma var. Artık müzik, film falan olaylarını takmıyorum yani onlara dair bir kıskançlığım yok  ama eskisi kadar olmasa da sevdiğim insanları başkalarından kıskanıyorum.

// Dışardan soğuk görünüyormuşum, öyle diyorlar ama sakın inanmayın! Normalde çok sevecen biriyimdir. Hele karşımdaki insanı seviyorsam aşırı sıcakkanlı olabiliyorum.

// Çok çok çok fena Harry Potter hayranıyım.

// Çok kitap okurum, her şeyi okurum. En çok fantastik ve tarihi kitapları severim. Politik kurgu da çok okuduğum türler arasında.

// Bir insanı sevdiğimi de sevmediğimi de çok belli ederim. Yani ediyormuşum, öyle diyorlar.

// Aşırı aşırı aşırı ön yargılı bir insanım ama ön yargılarımı yıkabildiğim zaman o ön yargıyla yaklaştığım şeyi çok severim genelde. (Bkz: Harry Potter, Kore hatta en yakın arkadaşım bile )

// Çok takıntılı bir insanım bir şeye taktığım zaman yıllarca o şeye bağlanabiliyorum.

// Rpg oyunlarını ve rp yazmayı çok severim.

// Yazmayı çok severim ama çok ayrıntılı yazarım. Blogda okuyanları sıkmamak adına ve fazla zaman bulamadığım için genelde kısa yazıyorum ama normalde çok ayrıntılı ve uzun yazarım.

Onelittledreamergirl'ün Soruları

1. Burcunuzun hangi özelliklerini taşıyorsunuz?
Aslan burcuyum ve özgüven hariç çoğu özelliğini taşıyorum sanırım.
  
2.Takip ettiğiniz bir dergi varmı?
Hayır. Eskiden bütün ergen gergilerini alırdım ama şimdi hiçbir dergiyi takip etmiyorum.
   
3.Takip ettiğiniz diziler hangileri?
Uzun zamandır dizi izlemiyorum. Yarım bir sürü Kore dizim var o yüzden onların isimlerini tek tek yazmayacağım. Supernatural, Revolution ve Game of Thrones izliyorum diyelim. Türk dizilerinden de 20 Dakika ve denk geldikçe Avrupa Avrupa ile Seksenler. İşler Güçler'i de çok seviyorum ama izleyecek vaktim olmuyor. Eskiden Kuzey Güney'i de hiç kaçırmazdım ama şimdi pek izlemiyorum.
 
 4.Hangi müzik türünü severek dinliyorsunuz?
Çok fena ortaya karışık olacak ama şöyle sıralayım:

-Rock (Türleri var tabi eskiden her türlü rock & metal dinlerdim ama şimdi genelde slow olanları dinliyorum.)
-Folk (Bunu bilmeyenler için nasıl açıklasam bilemedim. Laura Marling tarzında diyelim.)
-Kpop (Genelleme yaptım Kpop diyerek tabi Krock, ballad falan da var içinde işte.)
 -Piyano solo. En büyük hobilerimden biridir. Eserlerin de şarkıların da piyano versiyonuna bayılırım.
 -Ballad
 -Klasik 

5.Benim her film ya da dizide bir yakışıklım vardır , sizin de varmı bir yakışıklınız? :)
Her dizide birkaç tane haha.
 
6.Öğrencimisiniz değilseniz ne işle uğralıyorsunuz?
Öğrenciyim.
   
7.Olmazsa olmaz aksesuarınız hangisidir?
Öyle bir şey yok. Ama eskiden bir kolye taktığım zaman aylarca boynumdan çıkarmazdım. Son birkaç yıldır o huyumdan da vazgeçtim.
  
 8.En etkilendiğiniz kitap hangisiydi?

-Bozkurtların Ölümü - Hüseyin Nihal Atsız
-Ve tabii ki Harry Potter'ın bütün kitapları. Ama içlerinde seçim yapacak olursam. Ölüm Yadigarları, Ateş Kadehi ve Sırlar odasının yeri başkadır.  

 9.En etkilendiğiniz film hangisiydi?
American History X

 10.Tarihte kendinize örnek aldığınız bir karakter varmı?
Hz Muhammed (s.a.v), Mustafa Kemal Atatürk

11.En sevdiğiniz kozmetik ürününüz hangisi?
Siyah göz kalemim.

Küçük Filozof'un Soruları

 -Neden YGE, SME değil de JYPE?
SM'i şirket olarak sevmiyorum. Yani bazı sanatçılarını seviyorum ama şirket anlayışı sadece para kazanmaktan ibaret bence. (SM Town hayranı arkadaşlar kızmasınlar, bunlar sadece kendi görüşlerim.)
YG'yi çok severim zaten YG Papa'yı da sanatçılarını da çok seviyorum ama JYP'den daha çok sevmiyorum.
JYP bence mükemmel bir şirket. Tam bir aile gibi böyle. Tabii ki eğlence sektörü bu, hiçbir şeyin aslını bilemeyiz ama ben JYP'yi aile şirketi olarak görüyorum. Park Jin Young'uyla, sanatçılarıyla, şarkılarıyla her şeyleriyle JYP bir numara benim gözümde. Sıcacık bir şirket. Canım onlar benim. :)

-Neden 2PM?
Bir şeyi neden çok sevdiğimizi açıklamak çok zor. Neresini anlatsak bir yanı eksik kalacak ama biraz deneyeyim. Çok kaliteli bir grup 2pm bir kere. On kişilik gruplar bir tane ana vokalistle idare ederken 2pm'de üç ( hatta Jay varken dörttü) mükemmel ana vokalist var. Bunlar Junsu, Junho ve Wooyoung  Taecyeon zaten çok çok başarılı bir rapçi ve Chansung ile Nichkhun da vokal konusunda kendilerini çok geliştirdiler. Diğer gruplar gibi farklı olmaya çalışırken sıradan olmuyorlar. Bakarsanız çoğu grup aynı tarzda giyiniyor ama 2pm hep klasik bir çizgide duruyor. Sıcacık bir gruplar bir kere. Bana çok içten geliyorlar. (Mesela MBLAQ'i de çok severim ve bunun en büyük nedeni onların da doğal olmaları.) Şarkıları, dansları her şeyleri çok güzel ve en önemlisi de Nichkhun başta olmak üzere bütün 2pm üyelerini çok çok çok çok çok ama çok seviyorum.

-Burcun?
Aslan. ( En güzel burç diyerek tipik Aslan havamı da atayım.)

-Çok sevdiğin 5 şey.
-Harry Potter Serisi
-Müzik dinlemek
-Film izlemek
-Kitap okumak
-Yazmak

-Ekolün?
Bu soruyu pas geçiyorum.

-Nefret ettiğin 5 şey.
-Migrenim
-Yalan
-Parfümler, kolonyalar ve özellikle de oda parfümleri
-Saçıma-kıyafetime yemek-sigara kokusu sinmesi
-Emin olduğum bir konuda benimle iddialaşılması


-Yapmak istediğin 5 şey.
-Migenimden kurtulmak.
-Hayallerimi gerçekleştirmek. (Çok özele girmemek adına böyle yazdım.)
-Dünya turu! Kim istemez ki?
-Bir sürü bir sürü bir sürü kitap okumak.
-Bir sürü  film izlemek.


-Kpop'ta favorilerin?
-JYP Nation.
-Jay Park 
-Rain
-Big Bang & 2ne1
-T-ara, Sistar, MBLAQ, JYJ, FT Island
-Nichkhun!
-Suzy!
-Ostler!
-Bayan vokal: Hyorin
-Erkek vokal: G.O 
-Özel ödül: Hyuna
  
Bu böyle gider. =)

-Neden edebiyat? Müzik ya da resim değil de, neden edebiyat?
Aslında son dönemlerde yoğun olarak edebiyat. Resim yapabildiğimi ve gitar çaldığımı da hesaba katarsan aslında üçünden de var.

-Neden blogger? Tumblr ya da domain adresi yerine neden blogger?

Tumblr'ım var zaten ama orayı daha çok fotoblog olarak kullanıyorum. Blogger ise yazmak için en ideali bence.

5 Şubat 2013 Salı

Daisy / Deiji / Papatya (2006)



Çiçekler aşkı getirebilir fakat aynı şekilde ölümü de. Üstümdeki barut kokusunu çıkarması umuduyla onun resmedeceği çiçekleri yetiştirmeye başladım. Lakin ruhumun derinliklerindeki koku hiç kaybolmuyor.

Küçük tesadüfler, yanlış anlaşılmalar ve değişen üç yaşam... Amsterdam'da yaşayanbir genç kız... Uyuşturucu mafyasının emrinde bir kiralık katil ve gizli bir operasyon yürüten genç bir polis...

Hye-Young, Amsterdam'da bir meydanda resim yaparak geçimini sağlayan güzel bir ressamdır. Park Yi ise bir uyuşturucu mafyasının emrindeki bir kiralık katil. Bir gün Park Yi, Hye-Young'u bir papatya tarlasında resim yaparken görür ve ona aşık olur fakat karşısına çıkmaya cesaret edemez. Bu yüzden Hye-Young'un çalıştığı meydanı gören bir daire kiralar,  sevdiği kızı o daireden izler ve her gün tam 16:15'te kapısına papatyalar bırakır. Hye-Young bu gizemli kişinin kim olduğunu bilmeden ona aşık olmuştur bile...


Kim olabilir ki? Bana her gün 4:15'te çiçek gönderiyor. Papatyanın anlamına baktım: Gizli aşk demekmiş!

Öyle güzel bir film ki Daisy, insan izlerken yüreğinde bir sıcaklık hissediyor. Bir insanın, katil bile olsa kalbine sevgi tohumları ekebileceğini, barut kokuları arasında da olsa papatyaları koklamak istediğini gösteriyor. Birini onunla hiç konuşmadan, karşısına çıkamadan da sevilebileceğini gösteriyor. Küçücük tesadüflerin, yanlış anlaşılmaların, hataların insanın hayatını ne denli değiştirebileceğini gösteriyor. İzlerken filmin içinde kaybolup gidiyorsunuz.


Benim için papatyalar ay çiçekleri gibidir. Von Gogh ay çiçeklerini çizmiş. Ben de papatyaları...

Gel gelelim oyunculara... Jun Ji-hyun her zamanki gibi burada da mükemmel oyunculuk yeteneklerini sergilemiş. Öyle iyi bir oyuncu ki karakteri oynamıyor, yaşıyor resmen. My Sassy Girl'den beri kendisinin büyük bir hayranıyım zaten. Jung Woo-Sung beni A Moment To Remember'da kendine hayran bırakmıştı, Daisy ile hayranlığım bin kat daha arttı diyebilirim. Yahu sen nasıl bir oyuncusun ki bir karakteri bu kadar iyi yaşatabiliyorsun, karakterin içindeki her duyguyu yüzüne böyle güzel yansıtabiliyorsun be adam? İnsan demez mi ben böyle güzel oynarsam bu insanlar bütün filmlerde beni görmek isterler, kriterlerini yükseltirler, her oyuncuyu beğenmezler ille de beni izlemek isterler diye? En beğendiğim erkek oyuncular arasında en üstlerden yer edindin bile. Emeğine sağlık, sen hep oyna biz de dibimiz düşe düşe izleyelim. Lee Sung-jae'yi daha önce bir yerde izlemedim sanırım ama o da filmde iyi iş çıkartmış.

Filmin en güzel yanlarından biri de güzelim Amsterdam manzarasını gözler önüne sermesi. Şehri öyle güzel gözler önüne sermişler ki hayran kalmamak mümkün değil. Filmin sonunda çalan harika şarkı ise tam anlamıyla filmi özetliyor. Kısacası film oyuncularıyla, konusuyla, şarkılarıyla, mekanlarıyla, papatyalarıyla her şeyiyle mükemmel. En sevdiğim filmler listesinde.


10 Kasım 2012 Cumartesi

İyi mi kötü mü olduğunu anlayamadığım şey: İnternet.


Merhaba hayat, merhaba internet.

Hayatımız için -ya da kendi hayatım için- iyi mi yoksa kötü mü olduğunu anlayamadığım, bu konuyu her düşündüğümde iyi tezimi kötü etkileriyle çürüttüğüm, kötü tezimi iyi yanlarıyla yok ettiğim sevgili internet ile ilgili bir şeyler karalayacak bu kalem bu yazısında.

İlk kez bilgisayar kullanmaya başladığımda 6. sınıftaydım sanırım. Üç çocuklu bir ailenin en büyük çocuğuyum ve bu yüzden bilgisayarı olan bir abla ya da ağabeye sahip değildim. Benden bir yaş küçük erkek kardeşim, o zamanlar babamın iş yerine gide gele bilgisayara çok uzak olan benden daha yakındı. "Nasıl açıyoruz bu bilgisayarı, nereye basacağım, nereye tıklayacağım, şimdi ne yapayım?" gibi saçma sapan bir sürü soru sormuştum. Yani tamam, bilgisayarı görüyorduk ediyorduk da hiç kullanmamıştım daha önce. Bir de insanın önemli şeyleri kullanırken bozmaktan korkması durumu da oluyor. O zamanlar dalga geçiyordu benimle böyle basit şeyleri bile bilmediğim için, şimdi ben onunla dalga geçiyorum bilgisayar hakkında benim bildiklerimin %20sini bile bilemediği için.

Yahu kız çocuğuyum, bilgisayar oyunlarına falan heves etmiyordum o zamanlar -gerçi online birkaç oyun dışında sims bile oynamamış bir insanım, yani hiç etmedim de diyebiliriz-, yani bilgisayar benim için pek de anlam ifade etmiyordu. Sadece küçüklüğümden beri babamın iş yerinde oynadığımız bir oyun vardı onu oynardım hep. Onu da büyükler açardı, ben sadece tuşları kullanır oynardım.

İşte ben 6. sınıfta olduğum zamanlar eve bilgisayar alındı ve babam o sıralarda bilgisayar kursuna başladı. Her akşam gelip kursta öğrendiklerini kardeşimle bana öğretirdi ki çok iyi bir şey yapmış, bu konuda ona minnettarım. Böylece temel bilgisayar bilgilerini öğrenmiş oldum.

Başlarda çok zaman geçirmiyordum bilgisayar başında. Yapacak bir şeyler bulamıyordum belki de, bilemiyorum. Sonra yavaş yavaş daha çok vakit geçirmeye başladım. Msn diye bir gerçek vardı bir kere. Çok güzel bir şeydi, bütün arkadaşlarımla çok güzek sohbet ediyorduk. Toplu konuşmalar falan da olunca çok çok zevkli oluyordu. En büyük sorunım msn'di bence çünkü vaktimin çocuğunu msn başında harcıyordum. Ona rağmen iyi bir lise kazanmıştım. 8. sınıfta ne kadar süre bilgisayar başında kalıyordum hiç hatırlamıyorum ama az değildi bence.

Sonra liseye geçtim. Gün geçtikçe daha çok bilgisayar aşığı oluyordum, daha çok şey öğreniyordum. Daha çok şey bilince daha çok uğraşıyordum. 9. sınıfta bir arkadaşım sayesinde Kore dizileri izlemeye başladım, bu da bilgisayar tutkumun daha çok artmasına neden oldu. Dizi izlerken vaktinizin çoğunu harcadığınız yetmiyormuş gibi oyuncuları merak edip araştırıyordunuz, müziklerini dinliyordunuz. Bir zaman sonra online izlemek/dinlemek yetmemişti tabi, indirme olaylarını öğrenmiştim. Böyle böyle biligsayarla daha çok haşır neşir oldum.

Zaman geçtikçe iyice netizen oldum. Forumlar en büyük tutkum(du) resmen. Bir forumu sevdiğim zaman sürekli orada takılmak isterim, oradaki insanları da sevdiysem hele iyice bağımlısı olurum. Şu an ara sıra baktığım birkaç tanesi dışında pek alakam yok forumlarla. Yani bu konuda bayağı duruldum diyebilirim. Hayatımın bir döneminde ciddi anlamda forumlarla kafayı bozmuş durumdaydım ama. Çok şükür şu an öyle değilim. Forumların şöyle çok güzel bir yanı var ki ortak ilgi alanınız olan bir sürü insan tanıyorsunuz, günlük hayatta kimseyle edemediğiniz sohbetleri onlarla edip eğlenebiliyorsunuz çünkü duygularınızı, düşüncelerinizi  etrafınızdaki çoğu kişiden daha çok anlıyorlar. İnternet sayesinde çok çok güzel insanlarla tanıştım cidden.

Zaman geçtikçe daha da internet kurdu oldum. Birkaç forumda  yöneticilik yaptım. Hal böyle olunca adminlik işlerini falan da öğrendim tabi. İnternet hakkında ne kadar çok bilgi, bilgisayar başında harcanılan o kadar zaman demektir. O yüzden şu an hiçbir sitede yöneticilik falan yapmadığım için mutluyum. Zaten internet sitelerinde yöneticilik çekilir dert değil çünkü bütün dizilerdekinden daha çok entrikaya ve bütün siyasi partilerdekinden daha çok çekişmeye şahit oluyorsunuz.
Bir de sosyal paylaşım siteleri var tabii ki. İnternet kurdu bu kız onlardan eksik kalır mı hiç? Facebook hayatımıza bir girdi pir girdi. Başlarda çok uğraşırdım onunla da ama şimdi sadece canım sıkılınca baktığım, ara sıra arkadaşlarımla konuştuğum bir yer benim için. Onun aksine twitter şu sıralar bağımlı olduğum tek sosyal paylaşım ağı diyebilirim. Telefondan da bağlanabilince elimin altında her an baktığım bir şey oluverdi.

Onun dışında tumblr diye bir şey var ki gerçekten çok güzel bir yer ama uzun zamandır hesabım olmasına rağmen çok çok bağımlısı değilim. Normal standartlarda bir tumblr kullanıcısıyım o kadar. Bazı arkadaşlarım var, hiç abartmıyorum günlerinin %70'ini tumblr başında geçiriyorlar.  Daha nice ask.fm, formspring, adını bile unuttuğum yerlerde hesaplarım var. Ne gerek var bunca şeye ama dayanamayıp alıyoruz. Bir de photoshop olayı var ki bilen insan gerçekten başından kalkamıyor.

Youtube! Bu site hem çok mükemmel hem de tam bir zaman öldürücü. Youtube'a bir girdiğimde saatlerce çıkamıyorum. Tamam çok eğleniyorum, çok güzel videolar izleyip çok güzel müzikler dinliyorum ama çok oyalayıcı. Bıraksanız hiç durmadan haftalarca youtube'da takılabilirim. O derece. Böyle olan tek kişi değilim, çoğu insan böyle ama artık cidden youtube'da da fazla vakit geçirmiyorum çok şükür.

Başka başkaaa? Ha bir de rpg yani rol oyunu olayım var ki kendisi hayattaki en güzel şeylerden olur. Bir sürü karakteri olan hatta resmen bir karakter ordusu olan bir rol oyuncusuyum ve doğal olarak o kadar karaktere o kadar rp yazmak da ciddi anlamda vakit gerektiriyor. Vaktim olduğu zamanlarda gerçekten hiç üşenmeden hepsine uzun uzun rpler yazabilirim.

Şimdi bir de blogger var. Bakmayın siz yeni yeni blog yazmaya başladığıma, uzun zamandır takip ettiğim bir sürü blog var ve yazılarları büyük bir keyifle okuyorum. Blog olayı gerçekten çok güzel bir şey çünkü insanların dünyalarını daha çok görebiliyor, onları daha iyi anlıyorsunuz. Yazmak ise başkalarına söylenemediğiniz şeyleri bir sürü insanla paylaşmanızı sağlıyor.

Bütün bu yazdıklarımda internetin daha çok vakit öldüren kısımlarından bahsettim. Evet, gerçekten vaktimizi çok öldürüyor, boşuna harcayıp götürüveriyor. Hiç mi yararlı bir şey yapmıyoruz o vakitlerde? Evet yapıyoruz belki ama 1 saatte yapılacak işi  5 saatte yapıyoruz, geri kalan 4 saatimiz ciddi anlamda boşa harcanıyor. Belki de aile bireylerimizden, arkadaşlarımızdan çok bilgisayarlarımızı, masaüstlerimizi görüyoruz ve bu da aile bireylerimizden uzaklaşmamıza ya da daha çok yakınlaşmamamıza neden oluyor. Toplumsal yapı gittikçe bozuluyor çünkü insanların derdi artık ne kadar arkadaşının olduğu değil ne kadar takipçisinin olduğu. İnsanlar artık sözlerini kaç kişinin dinlediğiyle değil, tweetlerinin kaç retweet aldığıyle ilgileniyor. Hal böyle olunca da insan ailesinden, çevresinden ve hatta kendinden bile uzaklaşabiliyor.


Bütün bunların yanında internet aslında iyi bir şey de. Bir tık sizi çok uzak diyarlara götürebiliyor. Bilmediğiniz şeyler öğreniyor, çok eğlenceli şeyler buluyor, çok güzel insanlarla tanışıyorsunuz. Hayatın bütün kötü yanlarından belki de bir tıkla çok çok uzaklara gidiyorsunuz. Kafanız dinleniyor, siz dinleniyorsunuz ve en önemlisi de eğleniyorsunuz. İşlerinizi çok çok daha kısa sürede yapabiliyorsunuz -1 dakikalık işi 1 saatte yapmadığınız sürece- ki vakit demek nakit demektir. Daha az emekle daha güzel işler çıkarabiliyorsunuz. Çok uzaktaki sevdiklerinizle görüşebiliyorsunuz hem de yanıbaşınızdalarmış gibi. Neyin nerede nasıl olduğunu öğrenip çağa ayak uydurabiliyorsunuz. Haberleri, hava durumunu, son gelişmeleri her şeyi anında öğrenebiliyorsunuz ve bu da yaşam kalitenizi ciddi anlamda artırıyor.

Artık gerçekten çok çok büyük bir gelişme göstererek internet kullanımını en aza indirdim. Bu yazı bile kaç gündür az az yazarak bu boyuta ulaştı. Yazının başında da dediğim gibi; iyi mi yoksa kötü mü olduğunu anlayamadığım bir şey bu internet. İkisini de bünyesinde barındırıyor ve biz onu nasıl kullanırsak öyle şekilleniyor. Umarım hepimiz interneti en güzel şekilde kullanıp kendimiz için en faydalı hale getirebiliriz.

9 Kasım 2012 Cuma

Sormak ve Söylemek İstedikleriniz İçin

Bu başlık altında bana sormak istediklerinizi sorabilir, düşüncelerinizi beyan edebilirsiniz. :)

24 Ekim 2012 Çarşamba

Rengimizi belli edelim~! / MAMA 2012


Bana göre Kpop'ın en güzel organizasyonu olan Mnet Asian Music Awards yani MAMA yaklaşıyor! Hepiniz MAMA'nın Kpop camiası için ne kadar önemli olduğunu biliyorsunuzdur. Bir çok ödül gecesi düzenleniyor ama hiçbiri bir MAMA değil. Idollerin, şirketlerin de bu gece için ne kadar muhteşem performanslar hazırladıklarını biliyoruz. Onlar için de MAMA çok çok çok önemli bir organizasyon. (Zaten asıl onlar için önemli de bakmayın işte, cümle öyle geldi.) Peki bu özel ve güzel gece için benim oylarım kimlere gidiyor? 

Rengimizi belli edelim bakalım:

En İyi Yeni Bayan Artist: Ailee

Ailee'yi tek geçerim! O ses, o söyleyiş, o profesyonellik... Bakmayın yeni dediklerine, değme artistlere taş çıkarır Ailee!

En İyi Yeni Erkek Artist:  Exo-K - B.A.P

Öncelikle iki grupla da alakam yok. SM'nin aylar boyunca %90'ı Kai'nin olmak üzere yayınladığı onlarca teaserdan sonra EXO'ya sinir bile oldum aslında ama yiğidi öldür hakkını yeme mi denir ne denir bilemiyorum pek bir tutuldular sanki? Etrafımda öyle EXO'cu yok ama yabancılara baktığımda EXO diye ölenlerin sayısının bir hayli fazla olduğunu görüyorum, EXO deme nedenim bu. B.A.P'ye gelirsek, onunla da
Bang Yong Guk'un Yoseob'la düet yaptığı ve benim de bayıla bayıla dinlediğim I Remember şarkısından başka alakam yok. Hatta o çocuğun B.A.P'den olduğunu bile yeni öğrendim o kadar alakasızım yani. Ama itiraf ediyorum onun B.A.P'de olduğunu bilseydim çok önceden B.A.P dinlemeye başlardım. Şu andan itibaren de dinlemeye başlıyorum. :) Nerede kalmıştık? Hah neden B.A.P diyorduk. Çünkü seveni çok, dinleyeni çok, her yerde çokça görüyorum onları. Bu da demektir ki çok tutulmuş. Çok da başarılılar diyor herkes. O yüzden B.A.P diyorum.

En İyi Bayan Sanatçı: Baek Ji Young

Gain ve BoA karizması, G.NA ve IU sesi diye şeyler var! Ve en çok zorlandığım kategori bu sanırım. Şu an bile seçeneğimi değiştirip duruyorum. İlk önce IU bile yazdım üste ama sonra IU çok ödül aldı, Baek Ji Young da hak ediyor hani diyerek onu seçtim. Tamamen duygusal bir yaklaşım yani. Bana kalsa hepsine verilmeli bu ödül ama birini seçmek zorundaydım.

En İyi Erkek Sanatçı: 

Gönlümden geçen: JYP
Olması gereken: G-Dragon
 Ödülü hak ediyor dediğim: K.will
Biraz sönük kaldı ama: Se7en
Hak eden: PSY

Böyle aday listesi mi olur arkadaş? Nasıl uğraşsak da böyle birbirinden mükemmel adaylar koysak da millet de kararsız kalsa diye mi uğraştınız, nedir? Açıklamaları yukarda yaptım. Böyle de kararsızım ama JYP Nation aşığı biri olarak JYP'nin bu  MAMA'da bir ödül almasını çok istiyorum. 2PM de yok bu yıl zaten, alsın JYP babacık. Bu dalda almasa da diğer dallarda ödül alsın, çok istiyorum. GD'nin yeri çok ayrıdır bende. Bana göre de tüm zamanların en iyi erkek idolü kendisi, olması gereken de ödülü onun alması K.wil'e bayılırım. Her şarkısı mükemmel, çok içli söylüyor. Hele son şarkısına da klibine bayıldım. K.will de alsın bu ödülü. Se7en'ı çok severim. O da alsın diyeceğim de bu yıl diğerlerinin yanında birazcık sönük kaldı. PSY! Adamım! Her ne kadar çoğu kişi adını -koreseverler de dahil- Gangnam Style sayesinde duysa da PSY candır. Adam youtube'da 531 milyon izlenmiş. Şimdi insan PSY almasın da kim alsın bu ödülü diyor değil mi ama? Bu da böyle kararsız bir açıklama kısmı oldu ama dedim ya. Çok çok kararsızım. Kim alırsa üzülmem, JYP alırsa ayrı bir sevinirim.

En İyi Bayan Grup: 2ne1

Bu zaten benim her zaman söylediğim bir şey. Kpop'ın en iyi kız grubu 2ne1! Miss A'den sonra en çok T-ara'yı seviyor olabilirim. Hyorin aşığı biri olarak Sistar'ı da seviyor olabilirim ama bu, 2ne1'ın en iyi kız grubu olduğu gerçeğini değiştirmez. Zaten 2ne1'ı da çok seviyorum.

En İyi Erkek Grup: Beast

2ne1 yazdıklarım Big Bang için de geçerli. Kendileri en iyi Kpop grubu olurlar. Ama En İyi Global Erkek Grubu kategorisinde Big Bang'i seçeceğim için ve Beast'in de ödül almasını istediğim için bu kategoride Beast'i seçiyorum. Çünkü gerçekten çok başarılılar ve bu başarının ödüllendirilmesi gerek.

Dünya Çapında En İyi Bayan Grup: Wonder Girls

Valla buna yanlı cevap falan diyebilirsiniz. Biraz öyle biraz değil. Wonder Girls'ü seçiyorum. Canlarım onlar benim. (JYP Nation rulez)

Dünya Çapında En İyi Erkek Grup: Big Bang

Kendileri Kpop'ın en iyi grubu olurlar.

En İyi Düet Performansı: Troublemaker / JYP&Gain

Geldi yine en zor kategorierden biri. Troublemaker'ın mükemmel olduğunu düşünüyorum. JYP ve Lady Gain de mükemmeller. Yine kararsız kaldım iyi mi? İkisi de alabilir, ikisi de kabulümdür.

En İyi OST: Lee Jonghyun

Pek adil bir seçim olmayacak çünkü Huh Gak ve Lee Jonghyun'un şarkılarını biliyorum sadece. Diğerlerini dinlemedim bile ama şöyle bir durum var. OST dediğin diziyle iç içedir. Bir diziyi izlemeden o OST sizi pek etkilemez ama A Gentleman's Dignity izlemeden Lee Jonghyun'un şarkısı ben etkiledi. O yüzden onu seçiyorum.

En İyi Müzik Videosu: PSY - Gangnam Style

Açıklama yapmaya gerek var mı?

En İyi Rap Performansı: Epih High

Epik High varken başkasına oy vermem münkün mü?

En İyi Grup Performansı: FT Island

İlk göz ağrılarım, canlarım, bir tanelerim. Yerleri çok başkadır bende.

En İyi Dans Performansı - Solo: JYP

En İyi Dans Performansı - Erkek Grup : MBLAQ

En İyi Dans Performansı - Bayan Grup: Miss A

Taraflıyım, ne yapabilirim. En sevdiğim kız grubunu seçeceğim tabi! =)

En İyi Vokal Performansı - Solo: K.will

En İyi Vokal Performansı - Grup: 2am

Yılın Şarkısı: PSY - Gangnam Style

Yılın Sanatçısı: PSY