15 Eylül 2012 Cumartesi

The Man From Nowhere / Ajeossi (2010)


 "Birine çok yaklaşmak istersen, bir şekilde ondan uzak durursun."
  
Bu filmi izleyip de hakkında bir şeyler yazmayan blogger kalmış mıdır, bilmiyorum. Herkesin bu muhteşem yapıtı kaleme almak istemesi gayet doğal ve ben de filmi izleyen onca insan gibi bu eseri kaleme almak, hakkında bir şeyler yazmak istedim. Çünkü bu film kalbimde öyle bir yer edindi ki anlatmam mümkün görünmüyor. Zaten insan ne zaman kalbine yerleşen bir şeyleri tam olarak ifade edebilmiş ki?


Konusu, en basit haliyle; emanetçilik yapan gizemli bir adamın, kaçırılan küçük komşusunu kurtarmaya  çalışması.
  
Film hakkında yazımış çok yorum var. Bunlardan bir tanesi:

"Aksiyon filmlerinin bütün klişelerine sahip ama buna rağmen aralarından sıyrılan, hiç sıkamadan kendini izletebilen bir film."

Aksiyon filmleriyle aram iyi değildir. Sevmediğimden değil, izleyemediğimden zira içinde kan olan her türlü film oradan koşarak uzaklaşmam için yeter de artar bile. Ama benim gibi bu tür filmleri sevse de izleyemeyen insanların bile tabularını yıkıp izlediği, hatta bayıla bayıla izlediği filmler var. The Man From Nowhere yani Ajeossi de onlardan biri işte. Gönül rahatığıyla söyleyebilirim ki en sevdiğim üç film arasında kendisi. Yazdığım sebeplerden ötürü çok çok aksiyon filmi izlemiş biri değilim. Bu yüzden Ajeossi'nin aksiyon filmlerinin bütün klişelerini barındırıp barındırmadığını bilmiyorum. Ama her aksiyon filminde karşımıza çıkabilecek belli başlı kriterlere sahip, bunu söyleyebilirim. Kötü adamlar, gizemli ve gözü pek bir bir iyi adam, olayları kenardan izleyen ve "Beni de oynatın, ben de buradayım." diyerek oyuna katılmaya çalışan çocuklara benzeyen polisler ve küçük, masum bir kurban. Peki bu filmi belli başlı kriterlerden ayıran, kendisine hayran bırakan etkenler neler?


 "Yarın için yaşayanın bugün için yaşayan karşısında hiç şansı olmaz."

Fimi bu kadar özel kılan en büyük etkenin Won Bin ve müthiş oyunculuğu olduğunu söylememe gerek var mı, bilmiyorum. Zira kendisi filmdeki Cha Tae Shik karakterini öyle bir canlandırmış ki mükemmel yakışıkılığıyla bayanları ekrana kilitlemesi bir yana, izleyen herkesi -kadın, erkek, yaşlı, genç demeden- kendisine bağlıyor. O karizmatik ama bir o kadar da hüzünlü bakışlar,o harulade -her aksiyon filminde olduğu gibi bazen abartılı- dövüş sahneleri şüphesiz ki  filmi mükemmel kılan en büyük etkenler arasında.



''Eğer senden nefret edersem dünyada sevebileceğim kimse kalmaz.''

Bir diğer etken de küçük oyuncumuzun rolünü bu denli başarıyla canlandırması. Bu kız bütün filmlerinde böyle. Oynamıyor, yaşıyor resmen. Kendisine bir nazar boncuğu lazım en yakın zamanda. Zaten 2010 yılı Kore Film Ödülleri'nde o kadar bayan oyuncuyu geride bırakıp en iyi yeni aktrist ödülü alması da başarısının ufak bir göstergesi.


  
Peki iyiler bu kadar iyi de ya kötüler? Filmde, Secret Garden'ımızın sevimli Sekreter Kim'ini kötü adam rolünde görünce önce gözlerimi çırpıştırdım, sonra çırpıştırdığım gözlerime inanamayıp wikipedia'ya inanmak suretiyle hemen küçük çaplı bir araştırmayla kontrol ettim ki kendisi gerçekten Sekreter Kim'miş! Bunu da öğrendikten sonra filmi daha bir keyifle izledim. Zira kendisi bu kadar farklı bir rolde de ne kadar başarılı olabileceğini çok güzel bir şekilde kanıtlamış.

Ve unutulmaması gereken, izleyen neredeyse herkesin dikkatini çekmiş, hatta çoğunu -ben dahil- küçük çaplı araştırmalar yapmaya yönlendirmiş ve araştırmalarımız sonucunda Taylandlı bir oyuncu olduğunu öğrendiğimiz Thanayong Wongtrakul da filmdeki başarısıyla göz dolduruyor.

 
 
Ekran önündekiler bu kadar övüldükten sonra en az onlar kadar övgüyü hak eden ekranın diğer tarafındakilere ne demeli? Filmin senaristi ve aynı zamanda yönetmeni Lee Jeong-Beom'a ayrı bir teşekkür etmek lazım ki kendisi yer yer beynimize kazınan, yer yer de kalbimize dokunan o replikleri pek güzel yazmış, kalemine sağlık. Ayrıca kemeramanın da camdan atladığı o meşhur sahne için atlayan kameramana "helal olsun" demek istiyorum. Bence bir filmin en önemli şeyi olan OST'lerde emeği geçen herkese -Kendimi ödülmış da konuşma yapan biri gibi hissediyorum.- özellikle de Dear şarkısına katkıda bulunan herkese çok çok teşekkür ediyorum. 

Unutmadan söyleyeyim, sevgii Hollywood en nefret ettiğim şeylerden biri olan "remake" olayına bu güzelim filmi de dahil etmiş, beni benden etmiş, geceleri gizli gizli ağlamama sebep olmuştur. Neyi nasıl yaparlarsa yapsınlar bu film kadar etkileyici olacağını, bazı şeylerin bu kadar güzel ifade edileceğini sanmıyorum. The Man From Nowhere bizim kalbimize yerleşti. Belki onlarında kalbine yerleşmiştir ama.. Zaten insan ne zaman kalbine yerleşen bir şeyleri tam olarak ifade edebilmiş ki?

Mad Soul Child - Dear


4 yorum:

  1. Ovvvv! Çok etkilendim, hemen gidip izlemek istedim. :) Bu filmin hakkında çok yorum okumuştum ve bir tanesi bile kötü değildi. İndirdim ama bir türlü izleyemedim, senin şu yazın merakımı öyle bir kamçıladı ki sorma. :D Hemen izlemek istiyorum. :D

    Ellerine sağlık Sakura, çok güzel bir tanıtım olmuş. :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler, izlemene vesile olduğum için mutlu oldum valla. :D
      İzledikten sonraki yorumlarını da beklerim. ^^

      Sil
  2. Okuyunca tekrardan izleyesim geldi özlemişim. :)

    YanıtlaSil